Hayat

Kanunu da Olan Püskül ve Püsküllü Belâ

Püskül deyip geçmeyelim. Bir zamanlar, püskül için kanun çıkarılmış, insanlar püskül kelimesinden farklı manalar üretmiştir. Püsküllü belâ da bu manalardan birisidir.
İlhan Bilgü
16 Kasım 2021
Püskül, o zamanlar insanların hayatına öylesine yerleşmiş ki, çeşitli davranış ve hayat tarzlarını tanımlamak için hep püsküle kinaye edilmiştir. Öyle bir zaman gelmiş, kafasına giydiği fesin püskülü kafanın neresinde durursa bir mana ifade eder olmuş. @shutterstock

Püskül sizi şimdi ne kadar ilgilendiriyor? diye bir soru sorsam, bana “Ne alaka?” gibi bir cevap vermeniz beni şaşırtmaz. Aslında püskül, beni de ilgilendirmiyor, amma, bir zamanlar toplumun tüm kesimlerini ilgilendiriyormuş. Çünkü püsküle dair kanun varmış. Ve bu kanun da, mevki ve makamına, görevine göre, başına giydiği püskülü kimin neden yaptıracağı ve nasıl takacağına dair bir nizamname imiş.

Püskülün bir kısım hikâyesini, 1845 senesindeki olayları anlatan Lütfî Tarihi isimli kitaptan öğreniyoruz. Malumdur ki, Lütfî Tarihi isimli kitabı Vak’anüvis Lütfi Efendi yazmıştır. Vak’anüvis demek, resmî tarihçi diye meşhur olsa da devlet ile ilgili günün gelişmelerini devlet adına kayda geçiren, yani yazdıkları daha sonra “tarih” diye anlatılacak olan resmî yazıcı demektir. Kelime manası da zaten “Olayları Yazan” demektir.

İşte bu Lütfi Efendi, 1845 senesi olaylarını bize anlatırken “Püskül Nizamnamesi”nden bahseder. Yani o zamana kadar Püskül Nizamnamesi diye bir şey yoktu. Amma bizim ahâlî bu ya, yukarıdaki kendini beğenmiş ekâbir takımının kendilerine verdiği eziyetlere tam da yerinde oturan alaycı tavrıyla “Fes Nizamnamesi”ni püskül nizamnamesine dönüştürttürmüştür. Hani şu Fes Nizamnamesi 1828 yılında çıkarılmış asker ve memurlara mecbur edilmişti ya. İşte ondan sonra, toplumu bir kargaşa sarmış, feslere takılan püsküllerdeki karmaşıklık, fakirlik ya da zenginlik gibi başka şeyleri de göstermeye başlamış. Böylece ortaya bir “Püsküllü Belâ” çıkmış.

Onun için “Şapka İktisası Kanunu”na şaşırmamalı. Hele, buradaki “iktisas” kelimesine hiç takılmamalı.

İşte o 1845 senesinde, bu püsküllerin nasıl ve nelerden imal edileceğine dair çıkan nizamname ile hayat sanki püskül üzerine kurulmaya başlanmıştır. Amma burada püskülün de hakkını yememek lazım. Püskül tarayıcılık bir meslek hâline geldiği için özellikle İstanbul’daki Yahudi çocukları ailelerinin geçimlerini bu yolla sağlamaya başlamıştır. Havatin yani kadınlar da fes püskülü imalatlarında çalışarak geçimlerini temin ederlerdi ki, püsküle püskül deyip geçmemek lazım geldiği ortaya çıkmaktadır.

Püskül, o zamanlar insanların hayatına öylesine yerleşmiş ki, çeşitli davranış ve hayat tarzlarını tanımlamak için hep püsküle kinaye edilmiştir. Öyle bir zaman gelmiş, kafasına giydiği fesin püskülü kafanın neresinde durursa bir mana ifade eder olmuş. O yetmemiş, püskülsüz fes giyildiğinde insanlar ayıplanır olmuş. Fes, ama, püskülsüz! Yok öyle bir şey O zamanın toplumunda: Fesin varsa püskülün de olacak! Bu kadar basit.

İşte bu püskülden, püsküllü belâ oluştuğu gibi, zamanın toplumu püsküle daha başka anlamlar da vermiş. Ama, hiç kimse hâlâ niçin, neden fese püskül takıldığını, püskülün hakikaten takılıp takılmamasının ne önemi ve anlamı olduğunu bilmiyor. Fes ve püskülün hikâyesini anlatanlar feslere takılan püsküllerin sadece bir süs işi olduğunda birleşiyor.

Bu öyle olsa da Ahmet Vefik Paşa, Lehçe-i Osmanî adını verdiği ansiklopedide püskülün, püskül olma özelliğinin yanı sıra şu anlamlarda da kullanıldığına işaret eder. Bu da püskülün toplumu ne kadar derinden etkilediğini gösterir.

Püsküllendirmek: Kuyruk takmak; tas’ib etmek, şubelendirmek.

Tas’ib işi zora sokmak demektir. Yani, aslında kolay bir iş, ama adam, sanki zormuş gibi size zorluk çıkarıyor. Şubelendirmek: Aslında bir tane de, işin daha başka kolları, yönleri varmış gibi yapmak demek.

Püsküllü belâ: Kuyruklu, mükellef, nev edâ, cilve nüma.

Kuyruklu, işte o bildiğimiz kuyruklu demek. Fese takılan püskül enseye doğru sallandığında kuyruk gibi duruyor ya onun için. Mükellef: Sorumlu olarak iş yapması gereken kimse demek olduğu kadar, geçim hususunda sıkıntısı olmayan kimse demektir. Nev edâ: Yeni bir davranış şekli ortaya koymak. Cilve nüma: Cilve yapmak, gösteriş yapmak, şaka gibi görünse de aslında ciddi bir iş yapıyormuş gibi davranmak. Püsküllü belâ aynı zamanda, işin içinden çıkılması mümkün olmayan bir belâ demek. Tam halettim, dediğin anda, bir bakıyorsun ki, belâ şekil değiştirmiş.

Ensesi püsküllü: Belâ.

Şimdi olayı anlayabilmek için o zamana geri gidelim: Fes ve daha sonra Püskül Nizamnamesi çıktığında püsküllü fesi yalnızca devlet memurları, askerler ve bakanlar takarlardı. Halk ise fes takmaz, dolayısıyla püsküllü olmazdı. İşte bu halk, idareden memnuniyetsizliğini, ancak bu şekilde anlamlandırma ile dile getirebilirdi.

Haklılar mı haksızlar mı? Bu konuda bir hükme varmak istemiyorum. Toplum püskülle öylesine iç içe olmuş ki, püskülün adına şarkılar, türküler yazılmış, ağıtlar da yakılmıştır. Lakin, siz katılır ya da katılmazsınız, o zamanın insanları, püskül gibi bir kelimeye böylesine mizah dolu, ancak, nezaket ve incelik yüklü anlamları yükleyecek kadar irfan sahibi imişler vesselam!

Reklam (İç Sayfa)

Pin It on Pinterest

Paylaş