“Herkesin İhtiyacı: Değer Görmek”

“Herkesin İhtiyacı: Değer Görmek”

@shutterstock

“Ailelerimize bir reçete vermiyoruz. Aksine, onlarla birlikte kendi becerilerini kullanarak sorunlarını çözmelerine ve kendi konumlarını değiştirmelerine eşlik ediyoruz.”

İlknur Küçük

Son dönemlerde sıkça rastlar olduğumuz “Sistemik Aile Danışmanlığı” hakkında Meryem Bayrak ile konuştuk.

Sistemik aile terapisi yaklaşımını basit bir şekilde nasıl açıklarsınız? “Sistemik” danışmanlığın farkı nedir?

Sistemik Aile Danışmanlığı, bireylerin davranışlarını ve algılarını bulundukları sosyal bağlam içinde anlamaya yönelik bir yaklaşımdır. “Sistemik” terimi örneğin, bir ailedeki bir bireyin davranışları, diğer aile üyelerini de etkileyebilir. Bu nedenle, sorunları çözmek için tüm sistemi göz önünde bulundurmak gerekir. Ortaya çıkan semptomlar, yalnızca bireyin içsel durumuyla değil, aynı zamanda çevresindeki sosyal ortamla da etkileşim içerisindedir. Bu nedenle, danışanın dışındaki sistem üyeleri de tedavi sürecine dahil edilir. Danışanların güç kaynakları, bakış açıları ve sorun çözme çabaları önemsenir ve bu unsurlar üzerinden ilerleyerek daha etkili çözümler geliştirilir.
Sistemik aile terapisi ve sistemik aile danışmanlığı, benzer temellere dayanan ancak farklı amaçlar ve yaklaşımlar içeren iki disiplindir. Sistemik Aile Terapisi: Genellikle daha derinlemesine bir psikoterapi sürecidir. Örneğin: Aile üyeleri arasındaki ilişkileri, geçmiş travmaları ve bireylerin duygusal durumlarını ele alarak, sorunların kökenine inmeyi hedefler. Terapi süreci, bireylerin duygusal iyilik halleri üzerine yoğunlaşır.
Daha çok mevcut sorunları çözmeye yönelik bir destek hizmetidir. Danışmanlık, aile dinamiklerini anlamak ve geliştirmek için pratik stratejiler sunar. Burada odak nokta, genellikle iletişim becerilerini artırmak ve aile içindeki etkileşimleri iyileştirmektir.

Çalışmalarınızda aile yapıları ve dinamikleri nasıl bir rol oynuyor?

Sistemik yaklaşımda aile yapıları ve dinamikleri büyük bir rol oynamaktadır. Örneğin, ailemizden iletişim biçimlerini ve ilişkileri öğrenmiş ve bunları içselleştirmiş olabiliriz. Farklı sistemik yöntemler ile bu dinamiklerin fark edilmesi sağlanabilir. En önemlisi, analizde yalnızca bizim uzman olarak şemaları fark etmemiz değil, aynı zamanda sistemin içindekilerin de bu dinamikleri anlamasıdır.

Danışmanlık sürecinde ortaya çıkan aile içindeki çatışmalarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Bireysel seanslarda direnişler genellikle daha az oluyor. Daha çok çaresizlikten kaynaklanan, “bu böyle değişmez” anlayışı ile harekete geçememe durumu söz konusu olabiliyor. Bireysel çalışma biraz daha kolay; zor olan ise çift ve aile danışmanlıklarıdır.
Ayrıca, sistemik yaklaşımın güzel bir yanı da, diğer aile bireyi veya bireyleri olmadan da o konu üzerine çalışmalar yapabilmektir. Bu sayede, birey kendi dinamiklerini keşfederek değişim yaratabilir. Özetle, sistemdeki her hareket ve değişim zaten diğerlerini etkileyecektir; bu nedenle her bireyin katkısı önemlidir.

Çocukları veya gençleri danışmanlık sürecine nasıl dahil ediyorsunuz?

Danışmanlık sürecine çocukları ve gençleri dahil etmek, sistemik yaklaşımın önemli bir parçasıdır. Bu süreçte kullandığımız bazı yöntemler arasında oyun terapisi ve görselleştirme teknikleri bulunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde, çocuklar ve gençler duygularını ve düşüncelerini oyun yoluyla ifade etme imkânı bulurlar. Özellikle aile dizimi yöntemi ile çocukların ve gençlerin aile içindeki yerlerini ve ilişkilerini görselleştiriyoruz.

Ayrıca belirtmek isterim ki, özellikle çocuklar ve gençlerle çalışma yapılacaksa, bunun sistemik aile danışmanları tarafından değil, bu alanda uzman kişiler tarafından gerçekleştirilmesi önemlidir. Benim yaklaşımıma göre herkes kendi uzmanlık alanında faydalı olmalıdır.

Danışmanlık pratiğinde bir ailenin kültürel geçmişi nasıl bir rol oynuyor?

Kültürel geçmiş, aile dinamiklerini, değerleri, inançları ve iletişim tarzlarını şekillendiren temel unsurlardan biridir. Bu nedenle, danışmanlık sürecine başlamadan önce ailenin kültürel bağlamını anlamak kritik öneme sahiptir.
Avrupa’da yaşayan Müslümanlar olarak, içinde bulunduğumuz toplumun normları ile kendi kültürel ve dini geleneklerimiz arasında çeşitli çatışmalar yaşayabiliyoruz. Bu durum, özellikle kimlik gelişimi ve evlilik içindeki eşlerin rollerini önemli ölçüde etkilemektedir.

Eşler veya aile içi iletişimde en sık ne gibi sorunlara rastlıyorsunuz?

En sık karşılaştığım sorunlar arasında iletişim eksikliği öne çıkıyor. İletişim çağında olmamıza rağmen, birçok ailede iletişimsizlik durumu yaygın. Duyguların ve düşüncelerin yeterince ifade edilmemesi, yanlış anlamalara ve çatışmalara yol açabiliyor. Eğer bir kişi bireysel olarak sorun çözme yeteneklerini geliştirmemişse, bu becerileri aile içinde uygulamakta zorlanabilir.

Bu nedenle, çocuklarımıza yapabileceğimiz en güzel iyilik, onlara sorun çözme becerilerini geliştirmektir. Bu beceriler, hayatlarında huzurlu ve başarılı olmalarının anahtarıdır.

Bir eşin evlilikten beklediği şeyler ile diğerinin beklentileri örtüşmeyebilir. Bu durum hayal kırıklığına ve tatminsizlik hissine neden olabilir. Sosyal medya da bu durumu etkileyen bir faktör; gün boyunca sosyal medyada el ele kahve içen çiftleri gören bir kadın, kendi ilişkisini sorgulayabilirken, erkekler de sosyal medyada başarılı ve çekici kadınları gördükçe eşlerini eleştirme veya değersizleştirme eğiliminde olabilir. Ancak bu tür duyguların sadece bir cinsle sınırlı olmadığını belirtmek önemlidir.

Sonuç olarak, günümüzde evliliklerde hak yarışı nedeniyle duygusal mesafeler ve çatışmalar artmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelmek için açık iletişim kanallarının oluşturulması ve empati geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Oysaki herkesin ortak bir ihtiyacı var: kabul ve değer görmek. İnsanlar, sosyal varlıklar olarak, başkaları tarafından onaylanma, sevilme ve takdir edilme arzusu ile yaşarlar.

Meslek hayatınızda sizi en çok etkileyen bir örnek ya da başarı hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?

Uzun yıllardır acizane ailelerle birlikte çalışıyorum. Artık beni şaşırtacak bir şey olmaz diye düşünürken, her zaman yeni bir yaşanmışlıkla karşı karşıya kalıyorum. Bu mesleği en çok sevdiğim yönü, bazen insanların hayatına öyle bir dokunuşta bulunuyorsunuz ki, yıllar sonra kişi size şunu söyleyebiliyor: “Bunu bana sormuştunuz ve ben de cevaplarını buldum” veya “Hala o soruyu kendime soruyorum.” Bizler uzmanlar olarak ailelerimize bir reçete vermiyoruz ya da bir tamirhane gibi sorunları çözmüyoruz. Aksine, onlarla birlikte kendi sistemleri içindeki becerileri kullanarak sorunlarını çözmelerine ve kendi konumlarını değiştirmelerine eşlik ediyoruz.