YAZARLAR
Muhtaçlık Bilinci
İçinde yaşadığımız çağa damgasını vuran iktisadi sistem kapitalizmdir. Hatta günümüzde, diğer ekonomik sistemlere karşı ezici bir üstünlük kurmuştur. Kapitalizm, iktisadi bir sistem olmanın ötesinde, kendine has bir insan ve alem anlayışını da yeryüzündeki toplumlar ve kültürlere hakim kılmıştır. Gerçekte Rabbimizin insana bir emaneti olan alem, tüm kaynaklarıyla sınırsız ve sorumsuz bir sömürüye açık hale getirilmiştir. İnsana dair sınıflandırmayı ise, sosyo-ekonomik merkezli kılmıştır. Bu oluşturulan düzende dini, dili ve rengi ne olursa olsun, insanlar zengin ve fakir diye ayrılır. Mevcut sistemi eleştiriye tabi tutan “Das Kapital”in sahibi Karl Marx, bu zengin ve fakir ayırımını, ezenler ve ezilenler olarak tanımlamıştır. Kuran’ı Kerim ise, bu sınıflandırmaya “müstağniler” ve “mustazaflar” tanımıyla dikkat çekmiştir. Müstağni olmak, genellikle kendini zengin, güçlü, bilgili veya makam sahibi görerek kibirlenmeyi ifade eder. Mustazaf ise, toplumda zayıf bırakılanları, yani ezilenleri belirtir.
Zengin ve fakir kavramlarının bu derece önemli olduğu bir dünyada, Müslümanların ebedi önderi olan Hz. Peygamber efendimize atfedilen “Fakr, benim fahrimdir.” hadisi, çok çarpıcıdır. Bu müstesna cümlenin açılımını, “Muhtaçlığım, iftihar vesilemdir.” şeklinde yapabiliriz. Zenginliğe neredeyse kutsallık atfedilen ve hayatın amacı haline getirilen bir çağda, yüzümüze tokat gibi çarpan bir cümledir bu. Cümle olmanın ötesinde, farklı ve derin bir anlayışa işaret etmektedir.
Bu hadisin varoluşsal anlam ve önemi, insanın yaratanına karşı olan ihtiyacının itirafı olmasıdır. Müstağni olan ve hiçbir şeye ihtiyaç hissetmeyen yegane varlığın Allah olduğunun bilincine erilmesidir. Yeryüzünde bugüne kadar kendilerine kuvvet ve kudret atfedilen nice insanlar geldi ve geçti. Ve kıyamete kadar da gelmeye devam edecek. Lakin en kudretlisi dahi, dünyadaki varlığının devamı için tek bir nefese bile muhtaçtır. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın takdiriyle almış olduğu nefese bile muhtaçken, kendi nefsine atfettiği yücelik insanoğlunun en büyük gafletidir.
Meselenin sosyal yönüne baktığımızda ise, Rabbimiz bizi sadece kendisine muhtaç yaratmış da değildir. İnsanın insana olan ihtiyacı da ortadadır. Hatta insanlar arası ilişkileri oluşturan, ilerleten ve geliştiren karşılıklı muhtaçlıktır. Teknolojik gelişmelerin sonucu, özellikle şehirlerde insanın tek başına yaşamını sürdürme imkanına ulaşmış olması, bireyselciliği de güçlendirmiştir. Üzerine uzun tahlillerde bulunulabilecek bu mevzuda, şunu söylemekle iktifa edelim. Modern insanı melankoli ve depresyona sevk eden yalnızlığının en önemli müsebbibi, insanın insana duyduğu ihtiyacı yitirmiş olduğu zehabına kapılmış olmasıdır. Allah bizleri, ihtiyacının şuurunda olanlardan eylesin.