Emanet Şuuru

Emanet Şuuru

Geçen yüzyılda yaşamış Yahudi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist, sosyolog ve filozof olan Erich Fromm (ö. 1980), ilim dünyasına ve entelektüel hayata yazdığı eserler ile katkı sağlamıştır. Ortaya koyduğu en önemli eserlerden birisi de “Sahip Olmak ya da Olmak” (Haben oder Sein) adlı kitabıdır. “Frankfurt Okulu”nun genel yaklaşım biçimi olan eleştirel teoriyi benimsemiş olan Fromm’un kitabındaki ana mesaj, modern insanın mutluluk ve anlam arayışını yanlış bir zeminde kurduğudur. Çağdaş insan, mutluluğu mülk, para, statü, bilgi, güç gibi şeylere sahip olmakta arar. Kurduğu ilişkiler bile birer “sahiplik” nesnesine dönüşür. Kurduğu cümleler bile, mülkiyeti belirtir niteliktedir; eşim, çocuğum, benim fikrim gibi. “Sahip olma” yanılgısının yabancılaşma, kaygı, tatminsizlik ve ruhsal yoksulluğa sevk ettiğine dikkat çekmektedir. Filozof, modern kapitalist toplumun insanı “sahip olmaya” zorlayarak onu mutsuz ve yabancı hale getirdiği; gerçek insani gelişim ve mutluluğun ise “olma” biçimine geçmekle mümkün olduğu düşüncesindedir. 

Fromm’a göre “Olmak” modu yaşamı deneyimlemek, paylaşmak, üretmek, sevmek ve kendini gerçekleştirmek üzerine kuruludur. Sahip olmaktan çok olmaya, yani içsel zenginliğe odaklanır. Sevgi, bilgi ve mutluluk “biriktirilen” değil, yaşanan şeylerdir. Bunun ortaya çıkaracağı sonucun ise, özgürlük, canlılık, anlam ve gerçek mutluluk olduğunu yazar. Filozofun uyarısı, sahip olma merkezli toplumun ekolojik yıkıma, şiddete ve insan ilişkilerinin çürümesine yol açacağıdır. Bu gidişat değişmezse, insanlık hem ahlaki hem de fiziksel bir çöküşe sürüklenir. Alternatif olarak, daha az tüketip daha çok üreten, rekabet yerine dayanışmayı, sahiplik yerine sevgi ve bilinçli farkındalığı esas alan bir yaşamı tavsiye etmektedir.

Erich Fromm’un modern birey ve topluma yönelik, sahip olmak üzerinden gerçekleştirdiği bu eleştiri, günümüz itibariyle anlam ve önemini korumaktadır. Bugünün insanı, alem ve insanla münasebetini mülkiyet temelli olarak tesis etmektedir. Bir şeylere sahip olunduğu duygusu, insanoğlunun en büyük yanılgısıdır. Mülkiyet üzerinden inşa edilen çarpık hakimiyet anlayışının ise, insan ve alemde (çevre) ortaya çıkardığı fecaatler, her gün daha çok hissedilir duruma gelmiştir. 

Mülkiyet illüzyonundan bizi uyandıracak olan, İslam’ın en önemli kavramlarından birisi olan “Emanet” anlayışıdır. Bize ait olduğunu düşündüğümüz “Can” bile, bize Allah tarafından verilmiş bir emanettir. Gerçekte canımızın mülkiyeti bile Allah’a aittir. Kaldı ki, hariçte olanlara nasıl sahip olalım. Şuurlu bir Müslümana düşen, Allah’ın verdiği emanetlere sahip olmaya kalkmak değil, sahip çıkmaya çalışmaktır. Sahip olmak ve sahip çıkmaya çalışmak arasındaki farkı, siz değerli okuyucuların tefekkürüne bırakıyorum.