YAZARLAR
Ölmeden Evvel Ölmek
Hayat nasıl ki bir gerçeklik ise, ölüm de hayatın kaçınılmaz bir hakikatidir. Dünyaya gelen her varlık, vadesi dolunca ahirete irtihal edecektir. İnsanın ve yaratılmış olan hiçbir canlının, ölümden kurtulma imkanı yoktur. Yüce Allah; “De ki: Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cum’a suresi, 62:8) diye buyurmuştur.
Çağımızın insanı, imtihan yurdu olan dünyayı gereğinden fazla önemsemekte ve ölmeyecekmiş gibi yaşamaktadır. Bu fani dünyayı ve içindeki mevcut olan tüm sevdiklerini, bir gün terk edeceğini aklına getirmemektedir. Çağımızın dünyevileşme diye tanımlanan ve hayatı sadece bu dünyadaki yaşamdan ibaret gören bir zihniyet hastalığına maruz kalmıştır. Oysa Hz. Peygamberimiz (sav); “Benimle dünyanın hâli, ancak bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip de bırakıp giden bir yolcu gibidir.” buyurarak, dünyanın faniliğine ve ahiret hayatının varlığına dikkat çekmiştir. Şuurlu bir Müslüman, hayatın dünya ve ahiretten müteşekkil bölünmez bir bütün olduğunun bilincinde olmalıdır.
Mevla’mız; “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm suresi, 6:162) şeklinde beyanatta bulunmamızı ve bu doğrultuda bir ömür sürmemizi emretmektedir. Hem bireysel ödevlerimizi hem de toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirirken, hesap vereceğimiz ahiret hayatının bizden uzak olmadığının unutmamalıyız.
İslam, dünya hayatının anlamını izah ettiği gibi, ölümü de anlamlandırmaktadır. Ölüm, bir yok oluş ve hiçlik değildir. Birçok din ve beşerî ideolojiler hayatın anlamı ve değerini açıkladıkları iddiasına sahipken, ölüm hususunda insanın aklını ve gönlünü teskin edecek bir perspektif ortaya koymakta aciz kalmaktadırlar. Oysa İslam, ölümün bir yok oluş ve hiçlik olmadığını, bir nehrin denize kavuşması gibi kulun Allah’a erişmesinin vasıtası olduğunu beyan etmiştir. O sebeple ölümü, kimi İslam büyükleri, iki sevgilinin birbirlerine kavuşmasını ifade eden “düğün gecesi” olarak nitelendirmiştir.
Bir de Allah dostu ariflerin “Ölmeden evvel ölünüz” nasihati vardır. Elbette bu cümle, intihar ediniz anlamına gelmemektedir. Burada kastedilen, nefsin sonu gelmez istek ve arzularına ket vurmaktır. Nefsi öldürmek değil, lakin onu kontrol altına almaktır. Dünyaya dair şiddetli arzu ve ona aşırı derecede tutkun olma halini sonlandırmaktır. Bütün bir insanlığın başına bela olan dünyevileşmenin panzehri, ölümü aklımızdan çıkarmamaktır. Ölüme dair bir idrakle hayatı anlamlandırmak ve gönlü huzura kavuşturmaktır. Yazımızı Necip Fazıl’ın şiiri ile bitirelim;
Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber.
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?
