“Ailede Huzur, Paylaşımda Saklıdır”
@Shutterstock
Evde sessizce biriken öfkenin sesi bazen tabak çarpmasında, bazen suskunlukta duyulur. Peki bu döngü nasıl kırılır? Ev içi sorumluluk paylaşımının aile huzuruna etkisini, sistemik aile danışmanı Yasemin Kumaş ile konuştuk.
- AİLE
- 20 Ocak 2026
Bir evde huzur bazen yüksek sesle söylenen sözlerde değil, sessizce paylaşılan yüklerde saklıdır. Günlük hayatın temposu içinde temizlik, yemek, alışveriş gibi evle ilgili sorumluluklar çoğu zaman fark edilmeden bir kişinin omuzlarına yüklenir. Zamanla bu görünmeyen yük, yorgunlukla birlikte kırgınlığa, iletişimsizliğe ve aile içi çatışmalara dönüşebilir. Oysa ev, tek bir bireyin değil; birlikte yaşayan herkesin ortak alanıdır.
Sorumlulukların adil paylaşımı yalnızca iş bölümü meselesi değil, aynı zamanda iletişim, aidiyet ve “biz” olabilmenin temel göstergesidir. Evde sorumluluk paylaşımı: huzurun sessiz anahtarıdır. Bu anahtar, konuşarak, planlayarak ve birbirini gerçekten duyarak çalışır. Aile danışmanlığı perspektifiyle, ev içi sorumlulukların paylaşılmadığı durumlarda aile sisteminde neler yaşandığını, paylaşımın eşler, çocuklar ve aile huzuru üzerindeki etkilerini Yasemin Kumaş ile konuştuk.
- Yasemin Hanım, bir aile danışmanı olarak, ev içi sorumlulukların (temizlik, yemek, alışveriş gibi) aile üyeleri arasında adil bir biçimde paylaşıldığını düşünüyor musunuz?
“Sistemik aile danışmanlığı ve psikolojik danışmanlık süreçlerinde karşılaştığım vakalarda çoğu zaman ev ile ilgili işlerin paylaşımında dengenin var olmadığına şahitlik ediyorum. Aslında ev tek kişinin değil, herkesin ortak kullandığı alandır. Ortak alanlarda her bir birey kendine uygun görevleri üstlenerek aile bağının lezzetini hücrelerine kadar hissedebilir.
Ancak çoğu zaman bir taraf sürekli yük taşırken, diğer taraf ise kendi gündemine dalmış durumda. Bazen de anne ve baba kendi sorunlarına o kadar dalıyor ki, evin yükü çocuklara kalıyor. Bu çocuklar erken olgunlaşıyor, ancak bedeli ağır oluyor. Neden mi? Çocuklukta omuzlarına kendinden ağır sorumluluklar yüklenerek yorulmuş birey, yetişkinlik döneminde sorumluluklardan ya tamamen kaçıyor ya da herkesin yükünü sırtlanmaya çalışan birine dönüşüveriyor. Çocuklara gücüne uygun sorumluluk verilmeli, aşırı yük değil.”
- Aile içerisinde sorumluluk paylaşımı neden bu kadar önemli?
“Çoğu zaman evle ilgili işler konusu evin hanımının/annesinin sorumlulukları arasında görülmekte. Ancak günümüz sosyal toplumunda bazı yenilikçi sistemler artık kadının “Ben evin işlerinden tek başıma sorumlu olmak istemiyorum ve yardıma ihtiyacım var” söylemlerine hatta çığlıklarına dönüşmüştür.
Bunu haklı bir çağrı olarak görüyorum. Neden? diye soracak olursanız: Evde sorumluluk paylaşımı varsa huzur tesadüf değildir. Paylaşım varsa huzur da vardır. Evde sorumluluklar paylaşılıyorsa, orada insanlar konuşuyordur. Konuşan ailede problem çözme vardır. Evde sorumluluk paylaşımı yoksa, o evde genellikle huzur da yok. Çünkü ailede bir kişi sürekli tekrarlayan bir döngünün içerisinde mücadele ederken, ailedeki diğer bireyler bu durumu normalleştirir, görev paylaşımını ve diğerinin yükünü hafifletme girişimlerinde bulunmazsa, sıkça tekrarlanan çatışmalar aile huzurunu bozar.”
- Bu durumda çalışan anneler bu durumdan daha çok etkileniyor. Doğru mu?
Evin annesi çalışıyor ve işinden arta kalan zamanda da ev işleri ile yalnız mücadele etmek durumunda kalıyorsa, kriz çok daha yıkıcı boyutlara ulaşabilmekte. Aslında işin özüne bakacak olursak evle ilgili sorumluluklar, ev işleri sadece temizlik değildir. Bu kadar basite indirgenmemelidir. Ev işleri basit değildir aksine evde yaşananlar hayatın provasının yapıldığı yerdir. Paylaşım konuşulmadan olmaz. Huzur, “o anlasın” diye bekleyerek değil, “benim buna ihtiyacım var” diyerek inşa edilir. Ev işleri veya evle ilgili sorumluluklar, aile için iletişimdir, paylaşmaktır, sınırdır, aidiyettir, hayata hazırlıktır…En önemlisi de aile bireyleri için “biz” olmaktır.
- “Biz” olmaktan kastınız nedir? Biraz açar mısınız?
“Biz” olmak, sen; benim, bizim için değerlisinin veya önemlisinin davranışlarla vücut bulmuş hâlidir. Hâl diliyle değerli olduğunu, ait olduğunu hissettirmenin ifadesidir. Yalnız değilsin, ben, biz burdayız demenin sözsüz dilidir. Elbette ailede paylaşım kendiliğinden olmuyor; konuşmayı, planlamayı ve birbirini dikkate almayı gerektiriyor. Paylaşımın olduğu evlerde ise iletişim güçlü, problem çözme becerisi yüksek oluyor. Evdeki adil paylaşım, aslında geleceğe yapılan bir yatırımdır. Bir danışanımla seyans içerisinde çalıştığımız diyaloğumuzu sizinle paylaşmak isterim: Danışan hanımefendi hem eş, hem anne ve bir öğretmen.
Danışan: “İkimiz de çalışıyoruz. Eve geliyorum, mutfağa giriyorum, yemek yapıyorum. Hafta sonu da ev işleriyle uğraşıyorum. Eşim bazen telefonla meşgul oluyor, bazen televizyon izliyor. O sırada çok sinirleniyorum.”
Danışman: “Peki ona, ondan ne beklediğinizi söylediniz mi?”
Danışan: “Hayır… Ama bunu düşünmesi gerekmez mi? Eve gelince herkesin bir şey yapması gerektiğini anlamalı.”
Danışman: “Yani, siz beklentiyi dile getirmeden, onun bunu fark etmesini bekliyorsunuz.” Danışan: “Evet…söylemek zorunda kalmak bile beni yoruyor.”
Duruma kısaca yorumum şu şekilde: Burada açık bir pasif-agresif davranış döngüsü var. Kişi yardım bekliyor ancak yardımı sözel iletişimle değil, beklentiyle yaşantılıyor. Beklenti karşılanmayınca da öfke birikiyor, evde kullanılan eşyaların bir yerlere çarpma sesleri ya da homurdanmalar, ardından küskünlük geliyor. Oysa çözüm çok net: “Şu an çok yoruldum, mutfağı birlikte toplayalım mı?”, “Dışarıya çıkabilmemiz için işlerin bitmesi lazım ancak benim de henüz neşe ve enerjimin olması gerekir. Senden işbirliği içerisinde yardım talep ediyorum.” Atalarımız boşuna “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” dememiş.
Evde sorumluluklar paylaştıkça eşler arası huzur artar, aile saadeti sağlam bir zemine oturur.

