Ölümcül Kimlikler ve Müslümanlar

Ölümcül Kimlikler ve Müslümanlar

Lübnan asıllı Fransız düşünür Amin Maalouf, 1635 yılında kurulan “Fransız (Edebiyat) Akademisi” üyesi olan ve uluslararası düzeyde kabul gören bir edebiyatçıdır. Romanları ve denemeleri, dünyanın farklı dillerine çevrilmiştir. 1998’de kaleme aldığı “Ölümcül Kimlikler” adlı eserinde, modern çağın en yakıcı sorunlarından birine temas eder. Bu sorun, insanın kimliğini bir siper, hatta bir silah hâline getirmesidir. 

Maalouf’a göre her insan çok katmanlıdır. Dinî, kültürel, dilsel ve tarihsel aidiyetleri birlikte taşır. Ne var ki modern siyaset ve ideolojik kamplaşmalar bu zenginliği tek bir kimliğe indirger. İşte “ölümcül” olan da budur ve insanı bütüncül varoluşundan koparıp dar bir aidiyete hapsetmektedir.

İslam dünyasının son iki asırlık tecrübesi, bu tespiti doğrular niteliktedir. Sömürgecilik, ulus-devlet inşaları, mezhep gerilimleri ve küresel güç mücadeleleri, Müslüman toplumlarda kimliği savunulması gereken bir kale psikolojisine dönüştürdü. Oysa Kur’an’ın inşa ettiği kimlik tasavvuru, tek boyutlu değildir. Bilakis adalet, merhamet ve takva ekseninde yükselen ahlaki bir kimliktir. “Sizi kavimler ve kabileler hâlinde yarattık ki tanışasınız” diye beyan edilen ilahî hitap, farklılıkları çatışma değil tanışma vesilesi kılar. Maalouf’un dikkat çektiği tehlike, özellikle genç kuşaklar açısından önemlidir. Küreselleşen dünyada Müslüman genç, bir yandan ümmet bilincini, diğer yandan yaşadığı ülkenin vatandaşlığını, mesleki kimliğini ve kültürel aidiyetlerini birlikte taşımaktadır. Bu çoğul yapıyı tehdit olarak görmek yerine rahmet olarak okumak gerekir. İslam medeniyeti tarih boyunca farklı unsurları bünyesinde barındırmıştır. Bağdat’tan Endülüs’e, İstanbul’dan Kahire’ye kadar ilim ve hikmet, çok kültürlü zeminlerde neşvünema bulmuştur.

Burada asıl mesele, kimliği mutlaklaştırmakla kimlikten vazgeçmek arasındaki ince çizgidir. Müslüman, elbette imanından ve değerlerinden taviz vermez. Ancak kimliğini başkalarını dışlamak, hatta düşmanlaştırmak için kullanmaz. Peygamber Efendimiz’in Medine Vesikası ile ortaya koyduğu toplumsal sözleşme, farklı inanç gruplarının bir arada yaşayabileceğini gösteren tarihî bir örnektir. Bu yaklaşım, Maalouf’un çoğul kimlik vurgusuyla örtüşmektedir.

Bugün İslam dünyasının ihtiyacı, savunmacı reflekslerle daralan bir kimlik anlayışı değildir. Özgüveni yüksek, adalet merkezli ve evrensel değerlere açık bir bilinçtir. Kimliğimizi ölümcül kılan şey, onu korkularımızın gölgesinde inşa etmemizdir. Oysa iman, korkudan değil, güvenden beslenir. Müslüman için en sağlam kimlik zemini, Allah’a kulluk bilinci ve insanlığa karşı sorumluluk şuurudur.

“Ölümcül Kimlikler”, kimliğimiz bizi hayata mı bağlıyor, yoksa başkalarından koparıp yalnızlaştırıyor mu sorusunu sordurur. Buna vereceğimiz cevap, sadece entelektüel tercihimizi belirlemeyecektir. Aynı zamanda ahlaki bir istikamet çizecektir.