YAZARLAR
Kanaatkâr Olmak
“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak yerli yerinde / usulüne uygun işler yaparsa kesinlikle ona hoş / tatlı bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ödülünü de kesinlikle yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz” (Nahl suresi, 16:97).
Ayet-i kerimede şu hususlar üzerinde durulur:
Birincisi, mü’minin bir hayat felsefesi olarak yaptığı iş meşru olmalıdır.
İkincisi, işin hakkını vermelidir.
Üçüncüsü, bu iki husus bireysel ve toplumsal huzurun kaynağıdır.
Dördüncüsü, bu mü’minler ahiret yurdunda daha büyük ödül kazanacaktır.
Ayetteki “tatlı / hoş bir hayat” ifadesi kanaatkârlık olarak açıklanmıştır. Tasavvuf ehlinin önde gelen simalarından Kuşeyrî bu görüştedir. Çünkü mutlu yaşamın aracı ve yukarıdaki dört maddenin gerçekleşmesini sağlayan değer kanaattır. Kanaat, insanı tamah, hırs, ihtiras, hile, haksızlık, acelecilik gibi nefsin zaaflarından koruyan ve böylece iç huzuru sağlayan ve Allah’ın rızasını kazandıran bir özelliğe sahiptir.
İnsanda pek çok istek vardır. Zaafları ve kötülüğe yönlendiren eğilimleri ona birtakım hatalar yaptırır. Bunlardan birisi mal toplama hırsıdır (Hümeze suresi, 104:2-3). Şu hadiste de bu ifade edilir:
“Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü ister.” (Buhârî, “Rikâk”, 10).
Oysa şu hadiste anlatıldığı üzere üç şey dışında malı yoktur:
“Ey Âdemoğlu! Malım, malım der durursun. Bak bakalım! Yiyip-içip bitirdiğin, giyip eskittiğin ve sadaka verip sevabını beklediğinden başka senin ne malın var?” (Müslim, “Zühd”, 3, 4).
Kanaat, azla yetinme olarak anlaşılmamalıdır. Gerçek anlamda kanaat, ticaretin kendine özgü tabii-ahlâkî kurallarına dayalı kazancı esas alması, kazanma arzusunu terbiye etmesi, kontrol altına alması, aç gözlülük etmemesi, helali-haramı ayırması, şüpheli olanlara haram gibi davranıp onlardan uzak durması anlamındadır. Kısaca aç gözlülüğün getirdiği hırstan korunup gönül zenginliğine sahip olmaktır. İslâm âlimlerinin ifadesiyle “kanaat tükenmez bir hazine”dir (Münâvî, I, 289). Bu yönüyle birçok ahlâkî kavramı bünyesinde bulunduran kanaat, malî iffetin sebebidir (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I, 290), ahlaksızlığı önlediği için de kişinin onurunu korur. Hırs ve tamah ise insanı zillete düşürür. Bu sebeple kanaat, zenginliğe karşı bir tepki değildir. Helal yoldan kazanılan ve mâlî yükümlülükleri (zekât, infâk, vergi) eda edilen servetten oluşan zenginlik, bir de cömertlikle taçlandırılabilirse asla kötülenen bir durum olamaz.
Filozoflar, elindekine kanaat edenin maddî olarak fakir de olsa gerçek zengin olduğunu, kanaat etmeyen varlıklının ise gerçek fakir olduğunu söylerlerken (Münâvî, I, 289-290) iki tavrın psikolojik yönüne de işaret etmiş olmaktadırlar. İşte bundan dolayı olmalı ki Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“Zenginlik mal çokluğundan değildir, önemli olan gönlün zengin olmasıdır.” (Buhârî, “Rikâk”, 15).
En doğrusunu Allah bilir.