Aile

Aidiyet Duygusu Nasıl Kazandırılır?

Aidiyet, temel bir ihtiyaçtır. Hatta şöyle diyebiliriz hepimizin içinde doğuştan var olan insani bir ihtiyaçtır. Çocukluktan itibaren, arkadaşlarımızla zaman geçirmek, ailemizin bir parçası olmak istememizin nedeni de bu temel ihtiyaçtan kaynaklanır.
Jenny Molendyk Divleli
02 Aralık 2023
@Shutterstock

Kimliğimizin büyük bir kısmı, birlikte olduğumuz topluluklar ve bu topluluklardaki insanların kabulüyle şekillenir. Örneğin, çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren akran grupları tarafından kabul görmek isterler. Aynı şekilde, aileleri tarafından sevildiklerini ve kabul edildiklerini hissetmek isterler.

“DİNİMİZ BİR ARADA OLMAMIZI TEŞVİK EDER”

Müslümanlar olarak, ibadetlerimizin çoğunun toplum odaklı olması bu ihtiyacın bizim için ne kadar önemli olduğunu kanıtlar niteliktedir. İslam, izole bir yaşam sürmemizi değil, bir arada olmamızı teşvik eder. İbadetlerimiz topluluk temellidir; birlikte namaz kılıyoruz, birlikte oruç tutuyoruz, birlikte hacca gidiyoruz. Zekât da aynı şekilde, kendimizden daha büyük bir bütüne ait olma düşüncesiyle ilgilidir.

Görebileceğimiz önemli bir şey, aidiyet duygularımızın hangi akran grubunda bulunduğumuza bağlı olarak değişebileceğidir. Evde hissettiğimiz aidiyet duygusu genellikle konfor ve sevgi ile ilişkilendirilebilir. Ancak sosyal aidiyet duygusu da önemlidir; güçlü sosyal bağlara sahip olmak, akran baskısı ve dış etkiler gibi faktörlere karşı direncimizi artırabilir.

SOSYAL VE AİLEVİ AİDİYET

Sosyal aidiyet duygusu ile ailevi aidiyet duygusu arasında farklar olduğunu düşünüyorum ve bu duyguların gelişim sürecinde de değişiklikler gösterdiğini gözlemliyorum. Örneğin, çocuk yetiştirme konusunda Hz. Hüseyin (r.a.) diyor ki, çocuklarınızın yedi yaşına kadar oynamalarına izin verin, 14 yaşına kadar onlara öğretin ve 14 yaşından sonra sadece öğüt verin. Çünkü o aşamada çocuklar artık ebeveynlerinden tavsiye beklemiyorlar. Bu, sosyal aidiyet duygularının ailevi aidiyet duygularından daha öncelikli hâle geldiğini ifade ediyor.

Bu doğal değişimlerin hayatımızı ve yaşam tarzımızı etkilediğini görüyoruz. Bu nedenle, yaşamımızın her alanında kaliteli ilişkilere sahip olmak önemlidir. Sosyal veya soyut aidiyet duygusu gibi unsurlarla birlikte, İslami kimliğimizin sağlam olduğundan emin olmalıyız. Çünkü eğer kimliğimiz sağlam değilse, sürekli değişiriz ve hiçbir zaman gerçek bir aidiyet duygusu bulamayız.

AİDİYET DUYGUSU SAĞLIKLI GELİŞEN ÇOCUKLAR

Bir insanın kendi kimliğiyle barışık olması ve bir odadaki en baskın kişi olması arasında büyük bir fark var. Bu ikisi maalesef çok karıştırılıyor. Veya birinin utangaç olması özgüvensiz olduğu anlamına gelmez. Mesela, bir çocuk utangaç ama aynı zamanda özgüvenli olabilir.

Bir çocuk için en önemli şey öz kimliğini anlaması ve bu konuda özgüvenli olmasıdır. Mesela Müslümanlar olarak, çocuğumuzun kimliğinin özünü İslam’ın oluşturması önemlidir.

Aidiyet duygusu sağlıklı gelişen çocuklarda göreceğimiz ilk özelliklerden biri büyük ihtimalle bu çocukların akran baskısına boyun eğme ihtimalinin daha az olmasıdır. Aynı zamanda Allah’ın izniyle gerektiğinde hayır diyebilen ve diğerlerine liderlik eden çocuklar olurlar.

Kimliğimizin büyük bir kısmının ahlaki temellere dayandığını düşünüyorum, ahlaki bir pusulamız var. Bu çocuklar Allah’ın izniyle namaza kalkacaklarından emin olduğumuz çocuklardır, ama bu sadece ibadetlerle ilgili de değil. Aynı zamanda grupta dışarıda kalan birini gözeten, mesela, biri aç kaldığından yiyeceklerini paylaşan çocuklar olurlar.

İyi bir kimlik duygusuna sahip olan çocuklar, ahlaki pusulaya göre yaşayan, çevrelerinin farkında olan ve ihtiyacı olanlarla ilgilenen çocuklar olacaktır. Nezaket, merhamet, adalet, hakkaniyet ve başkaları için toplumsal endişe duygusuna sahip olan; öz kimliğiyle gurur duyan ve bundan utanmayan çocuklar olacaklardır.

AİDİYET KURAMAMIŞ ÇOCUKLARDA NE GİBİ SORUNLAR OLABİLİR?

Özellikle gençler arasında kimlik duygusu eksikliği konusunda büyük bir sorun olduğunu düşünüyorum. Burada sadece Müslüman gençlerden değil, genel olarak gençlerden bahsediyorum. Kimlik karmaşası yaşayan gençler aidiyet hissini belki de daha kolay bulabilirler, ancak bu genelde güvenli olmayan ortamlarda gelişir. Bu yerler, kiminle konuştuğunuzun belirsiz olduğu kulüpler veya oyunlar olabilir; bu durumlar genellikle karmaşık ve hatta risklidir.

Bu gibi durumlarda, topluluk ve birlik hissini kimlikten ziyade ortak ilgi alanlarına dayandırmaya başlarız. Ancak, bu durum maalesef içinde bulunulması riskli bir durumdur, çünkü o insanların kim olduğunu veya ne kadar güvenilir olduğunu bilemeyiz.

SEVGİ VE AİDİYET EKSİKLİĞİ

Psikoterapist bir arkadaşım kimlik duygusu eksikliği yaşayan çocukların ve gençlerin özellikle de LGBT’ye yönelen gençler olduğundan bahsediyor. Çünkü bu gençler, kendilerini bir topluluğa ait hissetmiyorlar, bu yüzden nereye ait olduklarını bulmaya çalışıyorlar ve bu süreçte sadece farklı alanları deneyimliyorlar.

AİDİYET DUYGUSUNUN GELİŞİMİ İLE İLGİLİ ÖNERİLER

Ebeveynler bazı çocuklarının gelişim süreçlerinden haberdar olmalı ve bu noktada özgüvenli çocukların nasıl yetiştirileceğine dair kitaplar okumalılar. Okunan kitaplardan ziyade de evlerimizde kimlik duygumuz hakkında konuşmalı, Müslüman olarak yaşamanın güzelliklerinden bahsetmeli ve bunu iyi örnekler olarak göstermeliyiz, yaşamalıyız.

Zira kimlik duygularını illa ki bir kitap aracılığıyla öğrenmeyecekler. Bunu topluluk duygusuyla öğrenecekler. Topluluğun bir parçası olduklarında aidiyet duygusunu hissedeceklerdir.

ÇOCUKLARIMIZI HANGİ ÇEVRELERE YÖNLENDİRİYORUZ?

Bu nedenle, ebeveynler olarak öncelikle onları güvenli alanlara yerleştirdiğimizden, kimlik duygularının içinde bulundukları topluluktan ve etkileşimde bulunmalarını istediğimiz insanlardan geldiğinden emin olmak gibi daha büyük bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.

İyi örnek olmak, güzel bir çevreye yönlendirmek ve güçlü, öncü Müslüman bireylerin veya sahabelerin yaşam hikâyelerini onlara aktarmak kimlik ve aidiyet duygusunun gelişiminde ön plana çıkıyor.

İnanılmaz başarılar elde etmiş kişilerin hikâyeleri, mücadele etmiş ve bu mücadeleleri aşmış insanların hikâyeleri bu bağlamda anlam kazanıyor. Malcolm X, Muhammed Ali gibi figürlerden günümüzdeki isimlere kadar, çeşitli hayat hikâyeleri bize ilham verebilir.

Artık bizim de hayatımızda olan insanlar var, sadece din değiştirenlerin hikâyeleri demek istemiyorum ama bu iyi bir fırsat, çünkü bu insanlar çoğu zaman bir kimlik duygusu bulmak için mücadele etmek zorunda kalmış insanlardır. Ayrıca, hem zorluklarla başa çıkma ve hem de bu zorlukları aşma konusunda deneyimli insanlardır.

Dolayısıyla bunlar da belki birer örnektir. Ancak yine de bu hikâyeleri okumamızın önemli olduğunu düşünüyorum.

Reklam (İç Sayfa)

Pin It on Pinterest

Paylaş