Berlin’de Seçmenin Mesajı: SPD Siyasi Tuzağa Düşmemeli
@shutterstock
Berlin’de seçmen konut krizi ve sosyal politika için değişim istedi. Ancak koalisyon tartışmaları, antisemitizm iddiaları ve siyasi hesaplar seçmenin beklentilerinin önüne geçiyor.
- ALMANYAGündemYorum
- 20 Ekim 2026
- 0
Almanya’nın başkenti Berlin’de Sol Parti’nin (Die Linke) seçim başarısı, yalnızca bir partinin yükselişi değil, aynı zamanda sosyal politikanın seçmen davranışını nasıl değiştirebildiğinin de göstergesi. Elif Eralp’in öncülüğündeki Sol Parti, özellikle konut krizi ve yüksek kiralar karşısında güçlü bir sosyal politika değişimi vadetti. Büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması seçeneğinin de gündeme geldiği bu yaklaşım, barınma sorunuyla boğuşan Berlinlilerde karşılık buldu. Die Linke’nin yüzde 25,7 ile seçimlerin en güçlü partisi olması, seçmenin mevcut CDU-SPD yönetiminden farklı bir siyaset istediğini ortaya koydu.
Ancak seçmenin verdiği mesaj, şimdi siyasi hesapların gölgesinde kalma riskiyle karşı karşıya. SPD ve CDU/CSU çevrelerinden bazı siyasetçiler, Die Linke içindeki antisemitizm tartışmalarını gerekçe göstererek böyle bir koalisyona karşı çıkıyor. Elbette antisemitizm iddiaları ciddiyetle ele alınmalı. Fakat iddiaları reddeden ve Berlin’de Yahudi yaşamını korumayı öncelikleri arasında sayan Elif Eralp’in siyasi geleceğini, henüz kurulmamış bir hükümet üzerinden peşinen tartışmalı hâle getirmek de doğru değil. Somut sorunlar çözülmeli; ancak bu tartışmalar, seçmenin sosyal politika beklentilerini gündemden düşürmenin bahanesine dönüşmemeli.
Şimdi asıl soru şu: Siyasetçiler seçmenin mesajını mı dikkate alacak, yoksa seçmenin önüne yeni engeller mi koyacak?
Bu arada seçmenin tam desteğini arkasına alan Ferat Koçak meselesinde ise çifte standart tartışması daha da belirginleşiyor. Kocak’ın suç örgütü olduğu ilan edilen Remmo ailesinin bir üyesiyle yaptığı yazışmalar ve aileyle temasları eleştiri konusu oldu. Polis Sendikası (GdP) Berlin Başkanı Stephan Weh, Kocak’ın açıklamalarını sert sözlerle eleştirirken, Alman Polis Sendikası (DPolG) yöneticisi Manuel Ostermann da siyasetçinin parlamentodan ayrılmasını istedi. Kocak ise hatalarını kabul ederek bazı parlamento görevlerini geçici olarak bıraktı.
Burada sorulması gereken soru şu: Medya, Remmo ailesinin lideri Issa Remmo ile doğrudan görüşebiliyor; kendisi de siyasetçilerle temaslarını anlatabiliyor. Buna karşılık tartışmanın siyasi faturası neden özellikle bir siyasetçinin üzerine kesiliyor? Organize suçla mücadelede asıl ölçüt, suç iddialarının kim hakkında dile getirildiği değil, hukukun herkese eşit uygulanması olmalı. Yoksa suçla mücadele, suçu aydınlatmaktan çok siyasi rakibi yıpratma aracına dönüşür. Bir suç örgütü lideriyle röportaj yapmak mümkünken bir siyasetçiyi tek başına hedef tahtasına koymak, en azından bu çelişkiyi açıklamayı gerektiriyor. Aynı ifade, polis için de geçerli: Suçluyu biliyorsan ne diye ortalıkta dolaştırıyorsun? gibi.
SPD şimdi kritik bir eşikte. Genç Sosyalistler ve Berlin teşkilatı değişim yönünde adım atarken federal düzeydeki bazı isimler frene basıyor. Fakat SPD, CDU’nun itirazlarına teslim olarak kendi seçmeninden daha da uzaklaşmamalı. SPD’nin CDU’nun aşırı sağ AfD karşısında yaşadığı güç kaybından çıkarması gereken ders açık: Başkasının siyasi gündemine teslim olan, kendi seçmenini kaybeder.
Yeşillerin Berlin’de koalisyon görüşmelerini desteklemeye yönelmesi ve eş başkan Felix Banaszak’ın federal düzeyde de benzer bir iş birliğini tartışmaya açması, seçmenin siyaseti değiştirme gücünü gösteriyor. Belki de Berlin’de SPD’nin yeniden ayağa kalkması için aradığı fırsat tam da budur. Yeter ki seçmenin istediği konut politikasını, bitmek bilmeyen siyasi hesapların gölgesinde bırakmasın.






