YAZARLAR
Sorun Başörtüsü mü, Başörtülülerin Özgürlüğü mü?
28 Şubat dönemini tecrübe etmiş biri olarak çok iyi hatırlıyorum ki o dönemlerde Avrupa, Türkiye’de üniversitelere gidemeyen gençler için bir çıkış kapısı olarak görülürdü. Bin yıl sürecek denilen 28 Şubat bitti, başörtüsü tartışmaları en azından Türkiye açısından sona erdi. Korkulan olmadı; kızlar başörtülü, erkekler sakallı okula gidince ne şeriat geldi ne de kimse iddia edildiği gibi bir “İslam devleti” kurmaya kalktı. Bilakis, “özgürlük” artık ahlak sınırlarını zorlayacak bir noktaya kadar genişledi. Bu da çağımızın başka bir tahlile muhtaç konusu deyip konumuza dönelim.
Türkiye’de bu bakımdan sular durulmuşken, Avrupa’da başörtüsü tartışmaları bitmek bilmeyen bir gündem maddesi hâline geldi. Her ne kadar bu konuya dair artık yazmamayı düşünsem de başörtüsüne dair haberlerin ve tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Geçen sayıda Avusturya’da 14 yaş altı kız çocuklarına yönelik getirilmesi planlanan başörtüsü yasağını ele almıştık. Yasakçı zihniyetin argümanı, bu çocukların aileleri tarafından zorla başörtüsü takmaya mecbur bırakıldıkları ve bunun özgürlüklerini engellediği yönündeydi.
Strazburg’daki Afiş ve Korku Siyaseti
Fransa’nın Strazburg kentinde ise tartışma bu kez 60’lı yaşlarındaki başörtülü bir kadın üzerinden alevlendi. Strazburg Belediyesi’nin şehir tanıtım kampanyasında, “Strasbourg, la douceur de ville”, yani “Strazburg, şehirdeki tatlılık” sloganıyla hazırlanan bir afişte, 60’lı yaşlarında başörtülü bir kadının gülümseyen portresi yer alıyor. Afiş ne “İslam’ı yayma” çağrısı yapıyor, ne de kimseyi örtünmeye davet ediyor. Amaç; şehrin gerçek yüzünü, çok kültürlü, çok kimlikli, birlikte yaşama iradesini vurgulamak. Benim açımdan iç ısıtan, kucaklayıcı ve samimi bir afiş.
Gelgelelim yine beklenen oldu: Aşırı sağcılar ve radikal laikçiler hemen harekete geçti. Başörtüsünü “baskı ve eşitsizliğin sembolü” olarak ilan edenler de çıktı, kampanyayı “İslamcı propaganda” olarak niteleyip laikliğin elden gittiğini iddia edenler de…
Esasında bu tepkilere şaşırmamak gerek. Avrupa’da başörtüsü yıllardır bir “kültürel tehdit” sembolü gibi sunuluyor. Kadının kendi iradesiyle başörtüsü takabileceği gerçeği görmezden geliniyor ki bu son afiş örneğinde de bunu açıkça görüyoruz. Bir Müslüman kadının kamusal alanda, hatta özel sektörde görünür olması bile bir “sorun” hâline getiriliyor. Başörtüsüne karşı duyulan bu korku, aslında Müslümanların görünürlüğüne duyulan korkunun ta kendisi.
Sessiz Çoğunluğun Kapsayıcı Mesajı
Oysa sosyal medyada yükselen destek mesajları, bu ülkenin ve Avrupa’nın bir başka gerçeğini de gösteriyor: “Annem de başörtülü ve yıllardır Strazburg’da yaşıyor. Onun da bu şehirde bir yeri var.” diyenler, “Bu afiş, birlik ve kapsayıcılığın ifadesi” diye yazanlar… Kısacası Fransa’nın “gerçek” yüzü, bu korku siyasetine teslim olmayan, birlikte yaşamı savunan insanlarda saklı.
Yasakçı Zihniyetin Ayak İzleri
Ancak başörtüsüne karşı önyargı sadece Fransa’ya özgü değil. Avusturya’da yıllardır süren tartışmalar da aynı zihniyetin ürünü. Okullarda başörtüsünün yasaklanması yönündeki talepler “çocukları koruma” bahanesiyle dile getiriliyor. Oysa gerçekte korunan şey, toplumu homojenleştirmek isteyen bir ideolojiden ibaret. Başörtülü kadınlara iş kapılarının kapatılması, Avusturya’da da Müslüman kadının görünürlüğünün hedef alındığını açıkça gösteriyor.
Daha da üzücü olan ise, bu anlayışın Avrupa sınırlarını aşarak Müslüman coğrafyalara da sirayet etmesi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde liselerde başörtüsünün yasaklanması ve bu kararı alkışlayanları ibretle izledik. Bir yanda Avrupa’da Müslüman kadınların temel hakları tehdit altında, diğer yanda Müslüman bir toplumda aynı yasakçı zihniyet devreye giriyor.
Asıl Tehdit Neyin Korkusu?
Başörtüsü bir ideolojinin sembolü değildir. Bir kadının inancının, kimliğinin, aidiyetinin ifadesidir. Kadınları özgürleştirmek iddiasıyla yola çıkanların, söz konusu Müslüman kadınlar olduğunda özgürlüklerini ellerinden almak istemesi ise en büyük çelişkidir. Bugün başörtüsüne karşı yürütülen kampanyalar aslında bir örtüden çok daha fazlasına yöneliyor: Toplumsal çoğulculuğa, dinî özgürlüğe, kimliklerin kamusal alanda eşit şekilde yer alma hakkına karşı çıkıyor. Ve belki de en önemlisi, kadının kendi bedeni ve kimliği üzerindeki tasarruf hakkını yok sayıyor.
Bu yüzden Strazburg’daki bir afişten korkanlara, Avusturya’da yasa teklifi peşinde koşanlara, KKTC’de yasak kararına imza atanlara tek bir soru sormak yeterli: Gerçek tehdit başörtüsü mü, yoksa başörtülü kadının özgürce var olmasından duyduğunuz korku mu?
