Ailemiz İçin Sosyal Medyayı Doğru Kullanmalıyız!
@shutterstock
Bir iletişim aracından çok daha fazlası haline gelen sosyal medya, aile içi iletişimi de olumsuz yönde etkiler oldu. Eşler arasındaki iletişimin yanı sıra ebeveyn-çocuk ilişkisine de etkileri gözle görülür şekilde arttı.
- AİLE
- 2 Ekim 2025
- 1631
Sosyal medya artık vazgeçilmezlerimizden oldu. Ama, kendi mahremiyetimizi dahi tüm dünyaya açtığımız bu mecra nasıl yönetilmeli sorusunu cevaplandırmamız gerekiyor. Konuya ilişkin değerlendirmeler yapan İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Betül Önay Doğan, teknoloji bağımlılığının temel sebeplerinden birisinin daha güçlü olunan ve daha çok eğlenilen bir alanda daha fazla zaman geçirme isteği olduğunu belirterek, burada dile getirilenlerin bir sonucu olarak aile içi iletişimin, daha önce olmadığı kadar zarar gördüğünü söyledi.
Medya Aileyi ve Toplumu Şekillendiriyor
Yadırganan, “kesinlikle yapmam” denilen şeylerin medyanın meşrulaştırıcı gücü sayesinde normalleştiğini ifade eden Doğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Çocuklarımızla ve eşimizle ilişkimiz, nasıl oturmamız ya da konuşmamız gerektiği, neleri sevip nelerden hoşlanmamamız gerektiğine kadar ailemizi şekillendiren bilgiler medya tarafından veriliyor ve aileyi de içine alarak toplumu şekillendiriyor. Bu dönüşümü çok kesin ifadelerle iyi ya da kötü olarak tanımlamamız mümkün değil. Ancak olumsuz olan yanların ağır bastığına dair toplumsal bir algı mevcut, bu algı araştırmalarla da destekleniyor. Ama burada toplumun tercihlerinin de medyayı şekillendirdiğini unutmamak gerekiyor.”
Televizyon dizilerinin, kültürel diplomasi aracı olarak, bugüne kadar güçlü ilişkiler içinde olmadığı ülkelerde Türkiye’yi temsil ettiğini belirten Doğan, şunları kaydetti:
“Örneğin Latin Amerika ülkeleri Türkiye’yi dizilerden yola çıkarak tanıyor. Diğer taraftan toplumun en temel kurumu olan aile de dizilerin etkisinde kalmakta. Çocuklarımız izledikleri kişileri rol model kabul ediyor. Onlar gibi olmak istiyor. Aile içi iletişimi şekillendiren temel konular, diziler ya da dizilerden yola çıkarak belirlenen konular oluyor. Yani diziler sanıldığından daha fazla etkili ve belirleyici oluyor.
İzlenilen gerçek hayat olarak algılanmaya başlanması. Dizilerimizi reyting kaygısı güderek yaptığımız sürece aile yapımızın bundan olumsuz etkilenmesi mümkündür. Dizilerin yayımlanmadan önce senaryosunun psikolog, sosyolog ve iletişimci tarafından incelenmesi bence olumsuz etkiyi azaltabilir. Bunun sansür olarak düşünülmemesi gerekiyor. Geleceğimizi inşa ettiğimizin bilincinde olarak ve bu kaygılarla uzmanlardan tavsiyeler alınabileceğini düşünüyorum.”
“Sosyal Medya Bir İletişim Aracından Çok Daha Fazlası”
Geleneksel medya ve sosyal medyanın, birbirinden çok farklı iki iletişim aracı olduğunu aktaran Doğan, “Sosyal medyanın bir iletişim aracından çok daha fazlası olduğunu unutmamalıyız. Anılarımızı saklamak için bloglar, fotoğraflarımızı paylaşmak için Instagram, sevdiğimizi söylemek için WhatsApp var. Siyasi görüşünüzü paylaşmak için farklı bir platform, arkadaşlarımızla iletişime geçmek için ayrı bir platform kullanıyoruz. Sosyal medya, yaşadığımız dünyayla iç içe, var olduğumuz her yaşam alanının sanal halini sosyal medya içinde bulabiliyoruz. Sosyal medya bizim var olduğumuzu hissettiğimiz bir alan. Beğenerek, paylaşarak, yorum yazarak ya da sadece takip ederek var olduğumuzu hissediyor ve hissettiriyoruz.” diye konuştu.
“Sosyal Medya İle Mahremiyetimizin Sınırlarını Daraltıyoruz”
Sosyal medyanın “görmek” ve “görülmek” noktasında iki dinamik üzerine kurulduğunu belirten Doğan, “Mahremiyet bu iki dinamikle de ilintili bir kavram. Görüldüğümüz zaman bizim mahremiyetimiz, gördüğümüz zaman karşımızdaki kişilerin mahremiyetlerinin ihlali bir soru işareti olarak karşımızda duruyor.” dedi.
Son yıllarda mahremiyet üzerine yürütülen çok fazla çalışma olduğunu anlatan Doğan, şunları kaydetti:
“Neredeyse tüm çalışmalar mahremiyetin sınırlarının daraldığı, kişiye özel hale geldiği ve denetlenemediğine vurgu yapıyor. Mahremiyetin sınırlarının daralmasına bir örnek vermek gerekirse; ailemizle birlikte zaman geçirdiğimiz yere yani evimize insanları davet ederken seçici olmaya özen gösteririz. Ancak evimizde çektiğimiz görüntüleri sosyal medyada yüzlerce kişinin önüne sermekte bir beis görmüyoruz. Evimizin her yerini, çocuklarımızın her halini, tüm sevinçlerimizi (üzüntülerin paylaşılması hala çok kolay değil) paylaşıyoruz. İlkokuldan bu yana görmediğimiz bir arkadaşımızın hamile olduğunu ilk öğrenenlerden biri biz olabiliyoruz.
Dolayısıyla, mahremiyetimizin sınırlarını gönüllü olarak daraltıyoruz, gönüllü olarak gözetlenmek istiyoruz. Tabii ki bu süreçten hem birey hem de toplumun en küçük birimi olan aile etkileniyor. Bizi biz yapan şeyler, mahrem alanımız içinde kalanlar çoğu zaman, mahremiyetimizi kaybettiğimizde benliğimizden de bir şeyler eksiliyor.”
“Sosyal Medyanın Nasıl Kullanılacağı Öğretilmeli”
Doç. Dr. Doğan, aile dostu sosyal medyanın geliştirilip geliştirilemeyeceğine ilişkin ise şunları söyledi:
“Sosyal medyayı geliştirecek ve değiştirecek olanlar bizleriz. Bu sebeple sosyal medyadan önce bireylerin bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Dijital medya okuryazarlığı ile ilgili eğitimlerin artırılması gerekiyor. Sosyal medya içeriklerini oluşturanlar kullanıcılar. Bu sebeple yönlendirilmesi ve sınırlarının çizilmesi çok zor. Ama kullanıcılara nasıl kullanmaları gerektiğini öğretmemiz mümkün. Dijital medya okuryazarlığı, bilginin daha iyi değerlendirilmesini ve işlenmesini sağlıyor. Çocuklarımıza bugün vereceğimiz dijital medya okuryazarlığı eğitimleri, gelecekte sosyal medya kullanımıyla ilgili yaşanabilecek sorunların önüne geçmemize olanak tanıyacaktır.”
Üsküdar Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay da ailenin, toplumun en küçük birimi olmanın yanında, temel sosyalizasyon ajanı olduğunu belirterek, “Bu demektir ki, içinde bulunduğumuz toplumun uyumlu bir üyesi olmak için gerekli olan bilgiyi, eğitimi ilk önce aileden alırız. Bu eğitim, çocuğu büyüten ebeveynler tarafından söz konusu toplumda neyin doğru, neyin yanlış kabul edildiğinin, kültürün, geleneklerin, normların çocuğa aktarılmasıyla gerçekleşir.” dedi.
Yüz yüze iletişimin, aile için son derece önemli olduğunu vurgulayan Atalay, sözlerine şöyle devam etti:
“Sosyal medya mecralarında geçirilen uzun süreler aile içi iletişimi olumsuz etkilemektedir. Özelikle akıllı telefonlar her an, her yerde kullanılıyor ve sürekli herkesin elinde. Böyle olunca eşler arasında ya da ebeveyn ve çocuk arasındaki göz teması bile gittikçe azalıyor. Oysa çocuk annesiyle kurduğu göz temasıyla kendisini güvende hisseder, onunla bağ kurar. Aile içi sohbetler, paylaşımlar da bu şekilde azalıyor. Aynı ev içerisinde birbirlerinin günlük yaşamını sosyal medyadan takip eden, mesajlaşma programıyla birbirine meramını anlatan aileler var artık.






