Kalplerin Vebası: Fitne
@Shutterstock
Bireysel ve toplumsal manada günümüz insanının en büyük sınavlarından birini şüphesiz dilimize pelesenk olmuş, sıkça kullandığımız; fakat manasını belki de tam anlamıyla bilmediğimiz fitne oluşturmaktadır.
- HAYAT
- 13 Kasım 2025
Emine Doğrul
Arapça ف ت ن kökünden gelen fitne kelimesi “Altını ateşe atıp safını ortaya çıkarmak, ne kadar hakiki ve temiz olduğunu sınamak” anlamına gelmektedir. Yani bir nevi insanı ateşe atarak içindeki saf parıltının ortaya çıkmasını sağlayacak bu büyük sınav ruhen alevlere atılmaya eş değerdir. Dünya ve ukbamızı yangın yerine çevirebilecek olan fitne tuzağı Kur’an’da hem “imtihan” hem de “bozulma/karışıklık” anlamında da geçer, fakat asıl anlam her zaman sınama ve açığa çıkarmadır.
İmtihan sırrına yakışır şekilde açık ve bariz bir şekilde fitne zehirli bir sofra misali ortada dursa bile insan ve toplum tarafından o şekilde algılanmayabilir. Öyle ki Allah Rasûlü (s.a.v) tarafından cennet süsü olarak nitelendirilen çocuklar ve bir ömür uğruna çalışılan mallar dahi birer fitne vesilesine dönüşebilir. “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer fitnedir (imtihandır).” (Teğâbûn suresi, 64:15)
Burada asıl olan hakka riayet etmek ve kalplerimizde Allah’ın yerini hiçbir el yapımı puta, tağuta kaptırmamaktır.
Fitneye Karşı Uyanık Olmalıyız!
Bin bir suratlı bir soytarı misali kılıktan kılığa girerek karşımıza çıkabilecek fitneye karşı uyanık olmak ve sebebiyet vermemek için Allah Rasûlünün bize verdiği tavsiyeleri ve Kur’an’ın çizdiği yolu içselleştirmeye çalışmamız en azami sorumluluklarımızdan biridir. Burada Kur’ân-ı Kerîm’de adam öldürmekten daha kötü olarak sıfatlandırılan fitne ateşinin şüphesiz hafife alınacak bir tarafı yoktur. Fakat daha da içselleştirebilmek için kavram tartışmalarından öteye gitmemiz, soyuttan somuta inip gerçekte yaşanmış hikayelerden ibret almamız gerekebilir, çünkü insanoğlu böyledir, nisyandan gelir; gülü ne kadar anlatırsanız anlatın kokusunu duymadan sevemeyecek, önünde duran ateşe yaklaşmadan ısısını hissedemeyecektir.
İfk Hadisesi
Burada hayatında hiçbir şekilde, hiçbir şeyi boşuna yaşamamış; her şeyiyle bize örnek olmuş olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve eşi Hz. Ayşe’nin (r. anha) başından geçmiş olan ifk hadisesine göz atmak dokunulabilir bir örnek olacak, fitneyi günlük hayatımızda da daha anlaşılabilir kılacaktır. Kervan dönerken geride kaldığı için ağır bir iftiraya uğrayan Hz. Ayşe’nin (r. anha) duruşu, insanların hadiseye karşı tutumu ve Allah’ın en sonunda Hz. Yakub’un (a.s.) duasına sığınmış olan ve kendine sabrı yakıştıran Hz. Ayşe’yi (r. anha) temize çıkarışı; bize fitne anında ne yapacağımıza dair âdeta bir kandil gibi ışık tutmaktadır. Oradaki tutum olayın içinde veya dışında olmakla alakalı değildir. Fitne sınavı onu gören, duyan, bilen ve yaşayan her bir bireyin ayrı ayrı sınavıdır. Allah Rasûlünün (s.a.v.) “İlerde bir fitne olacak o fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayacak. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç.” diyerek âdeta özetlediği fitne zamanında yaşayan herkesin bu sınavdan payını aldığını âdeta göstermektedir.
Fitneye Karşı Sabırlı Davranmak
Bir başka hadisi şerifte oturanın ayakta durandan daha hayırlı, yürüyenin koşandan daha hayırlı olduğunu anlatırken de; yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı taşa vurun, diye anlatırken de âdeta Allah Resulü (s.a.v.) bize bir bozgunculuk haberi duyduğumuzda, birine iftira atıldığında, kısacası bir fitne yayıldığında âdeta bir adım ötede bekleyip, sabredip o fitne ateşini daha da ateşlememeyi, yavaşlamayı yani Habil ve Kabil misali iki kardeşten biri isek şayet elini kaldırmayan olmayı anlatmakta, tavsiye etmekte ve hatta emretmektedir.
Şüphesiz bu hiç de öyle anlatıldığı kadar kolay değildir; “Eğer sen beni öldürmek için bana el uzatsan bile, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Mâide suresi, 5:28) Diyebilmek her yiğidin harcı, her müminin de gösterebileceği bir sabır örneği değildir, fakat bu bir yol tasavvuru, bir izdüşümü ve bir kılavuzdur. Fitne, kötülük, ayrımcılık, bozgunculuk karşısında inadına iyi olma isteği ve bunun karşılığında mağdur olmayı göze almak ve tek şahit olarak Allah’u Teâlâ’yı hemen yanı başında hissedebilmek arzusudur. Hz. Aişe’nin (r. anha) karşılaştığı iftiraya geri dönersek eğer yine bozgunculuğa, fitneye ve iftiraya karşı bir duruş ve bir yol haritası görüyoruz. Sadece Hz. Ayşe’nin (r. anha) değil, orada bulunan tüm insanların sınavı olan ifk hadisesinde Hz. Ayşe sabır göstererek ve Allah’a sığınarak sınavını en güzel şekilde geçtiği hâlde; dedikodunun yayılması, fitnenin azdırılması ve masum bir insanın alnına leke sürülmesi gibi hadiselerin sadece Müslümanların dikkat etmemesinden dolayı ortaya çıktığını görmek yine bizler için bir ibret ve örnektir. Burada yapılması gereken üç noktada toparlanabilir: Karşımıza böyle bir hadise geldiğinde ilk olarak hüsnü zannederek, ikinci olarak da delilsiz söz taşımayarak, son olarak da fitneyi yaymayarak büyütmeyerek üzerimize düşen görevi yerine getirebiliriz. Yani sözlerin en güzeli ile özetlemek gerekirse:
– Hüsnü zan: “Mümin erkekler ve kadınlar birbirleri hakkında iyi zanda bulunsalardı ya…” (Nûr suresi, 24:12)
– Delilsiz söz taşımamak: “Hakkında bilginiz olmayan bir şeyi dilinize dolamayın.” (Nûr suresi, 24:15)
– Yaymamak, büyütmemek: “Müminler arasında çirkin söylentinin yayılmasını isteyenler için acı bir azap vardır.” (Nûr suresi, 24:19)
Fitneye Sabretmek
Sözün sonunda ilk başa dönersek eğer fitnenin kelime manası; altını ateşe atıp, safını ortaya çıkarmak ve ne kadar hakiki ve temiz olduğuna bakmaktı. Öyleyse biz de böyle bir sınavla karşılaştığımızda ateşin harına bakmadan, sonunda ne kadar temiz ve hakiki bir kalple işin içinden çıkacağımızı düşünerek ve ümit ederek en güzel sabra sığınmalı ve ateşi kızdıracak bir şey atmamaya, daha da kötüsü ateşin kıvılcımı olmamaya azami gayret göstermeli ve fitnenin ve nefsimizin şerrinden Rabbimize sığınmalıyız.
