Kaygı, Hayatın Doğal Parçasıdır
@Shutterstock
Kaygının ne zaman koruyucu bir alarmdan çıkıp hayatı kısıtlayan bir duruma dönüştüğünü, çocuklukta başlayan küçük endişelerin nasıl yıllar sonra ağır bir yük hâline geldiğini ve kaygı geldiğinde ona nasıl karşılık vermemiz gerektiğini Fatma Doğan kaleme aldı.
- AİLE
- 12 Aralık 2025
Fatma Doğan
Öfke ve mutluluk gibi kaygı da bir duygudur. Kaygı, bedenin ve zihnin gerçek ya da hayali bir tehdit veya tehlike algısıyla oluşan bir durumdur. Kaygı, korku ve endişenin aşırı bir hâli olarak tanımlanır ve strese verilen ortak tepkilerden biridir. Hiçbir insan kaygısız olamaz. Kaygı, aslında hayatta kalmamızı sağlayan en duygulardan biridir.
Bunun aksine, kaygı bozuklukları bu alarm sisteminin düzgün çalışmadığının bir göstergesidir. Kaygı bozuklukları insanı korumak yerine sürekli tetikte olmaya, her an tehlikede hissetmeye, sanki birazdan kötü bir şey olacakmış gibi beklemeye iter. Zaten kaygı bozukluğunun temelinde de bu vardır.
Aşırı Kaygılanmak
Kısacası, bir apartmanın en üst katında trabzanın kenarında dururken sizi düşmekten koruyan kaygı, aşağı indiğinizde 5 santimlik bir kaldırımda da aynı şiddette hissediliyorsa artık bir hastalık hâline gelmiştir. Çünkü burada gerçek bir tehlike yoktur; bu, kişinin algısıyla ilgili bir durumdur.
Basitçe anlatmak gerekirse: Kış günü, karlı bir havada ailenizle uzun bir yolculuğa çıkacaksanız; kış lastiğiniz var mı, zinciriniz yanınızda mı, yol durumuna baktınız mı gibi kontroller yaparsınız. Yani önleminizi alırsınız. Ancak tüm önlemleri aldıktan sonra yola çıktığınızda “Ya kaza yaparsam, aileme bir şey olursa ve bunun sorumlusu ben olursam?” diyerek elleriniz ayaklarınız titriyorsa ve kaygı yüzünden hata yapıyorsanız, işte bu kaygı artık hayatı engelleyen ve tedavi gerektiren bir duruma dönüşmüştür.
Kaygıdan Kaygılanmak
Her şeyin en kötüsünü düşünen kişiler, bir süre sonra kaygı duymaktan bile kaygı duymaya başlarlar. Çünkü kaygı hissetmek bile onlarda panik atağa yol açabilir. Kaygı bozukluğu yaşayan insanlar âdeta pimi çekilmiş el bombası gibidir. Aşırı sinirlilik, yoğun gerginlik, kas sertliği, kas ve kulunç ağrıları, baş ağrıları en sık görülen şikâyetlerdir. Uykuya dalmakta zorlanmak, geceleri sık sık uyanmak, çabuk yorulmak, unutkanlık ve dikkat–konsantrasyon sorunları oldukça yaygındır. Bu kişiler genellikle son 6 ay boyunca bu şikâyetleri yaşadıklarını ifade ederler.
Çocuğun Hayatını Kısıtlamak
Bu insanların çocukluklarına baktığımızda, çoğunlukla anne veya babalarının çok evhamlı olduklarını görürüz. “Aman ha, her zaman kötüyü düşün ki iyisi senin olsun. Kötüye göre önlem al.” diyen ebeveynler… sürekli “Dikkatli ol, yanımdan ayrılma.” gibi uyarılar yapan aileler… Çünkü çocuk yanlarından ayrıldığında ona kötü bir şey geleceğini düşünürler. Çocuğu sadece kendilerinin koruyabileceğine inanırlar ve onu gözlerinden uzak tuttuklarında bu kaygıya dayanamazlar. Bu nedenle sürekli müdahale eder, çocuğun hayatını kısıtlarlar.
Bu çocuklar genelde çok düşüncelidir. Diğer çocuklar “Bunu al, şunu al” derken, bu çocuklar “Acaba babamın parası buna yeter mi?” diye düşünür. Yani yaygın kaygı bozukluğu sadece yetişkinlikte değil, çocukluk döneminde de temelleri atılan bir durumdur. Çocuklar küçükken daha özgür bırakılabilse, ileride bu bozukluğun tamamen önüne geçilebilir.
Bu durumda en sık eşlik eden hastalıklardan biri depresyondur. Çünkü böyle yaşamak çok zorlayıcıdır. Ben bu insanlara hep şunu sorarım: “Bu hastalık olmasaydı, şu an hayatınızda neleri yaşıyor olurdunuz?”
Kaygı ile yaşamak bir felaket gibi hissedilebilir. Kaygı, felaket senaryolarını yok etmek için beynin ortaya attığı anlamsız düşünceler ve bunlara çözüm bulabilmek için gösterdiği çabalardır. Bu çabayı hissediyor olmak ve bu kaygıyı yok etmeye çalışmak ise kişiyi hastalığın içine daha çok çeker.
Kaygı Ne Zaman Zararlı Değildir?
Bu nedenle şunu unutmamalıyız: Kaygı zararlı bir şey değildir; aksine bizi olası tehlikelere karşı koruyan yararlı bir mekanizmadır. Fakat fazlası zararlıdır. Peki ne yapmalıyız?
Kaygı geldiğinde, o düşünce akla düştüğünde kendimize şunu söyleyebiliriz: “Şu an elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama yaptığım her şey, gelecekte ne olacağını bilmemi sağlamaz. Ne kadar çabalarsam çabalayayım sonucu bilemem. O yüzden şimdilik elimden geleni yaptım. Bundan sonrası için önüme bakacağım. Eğer o gün gelirse, onu o gün düşünürüm. Şimdi ise elimden gelen kadarını yapmakla yetinirim.”
Kaygı hayatın doğal bir parçasıdır, ancak fazlası yaşamı zorlaştırabilir. Onu tanımak ve doğru yönetmek, zihinsel yükü hafifletir. Unutmayın; kaygı geldiğinde takılmadan, yolunuza devam edebilirsiniz.

