Artan Bir Heyecan İle Bayrama Ulaşmak…
@Shutterstock
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyerek bayramı kutlamaya, ilahi coşkuyu, Nebevi sünneti yerine getirmeye bu sene de niyet etmeli, hânemizi, ailemizi, çevremizi ve elimizin, dilimizin ve dualarımız yettiği her şeyi ve her yeri bayram havasına büründürmeye çalışmalıyız.
- HAYAT
- 21 Mart 2026
Emine Doğrul
Yıkılmış binaların ortasındaki çadırlar ve bu çadırların arasına gerilmiş ipler üzerinde süsler hayal edin. Bir okul binasını, sıcacık bir yuvanın bir odasını ya da cami avlusunu değil de soğuk toprağın üzerinde kurulmuş çadırları süslüyor bu kâğıttan kandiller, ufacık ışıklandırmalar ve rengarenk balonlar. Distopik bir film karesi gibi ancak tahayyül edebildiğimiz bu sahne, bu sene de maalesef Gazze’nin en büyük gerçeklerinden biri: akla hayale gelmeyecek en zor şartlarda dahi yaşanmaya çalışılan ramazan ve neticesinde bayram coşkusu. Sadece İslam coğrafyalarını değil, dünyanın birçok noktası büyük bir kaos, belirsizlik ve savaş içinde karşılayacak bu seneki Ramazan Bayramı’nı. İlk bakışta bu durumda bayramın tam manada ya da büyük bir neşe ile kutlanamayacağı intibasını oluşturabilir. Fakat tam burada mümin olanın duraksaması ve bayramın aslında ne olduğunu gözden geçirmesi gerekir.
Bayramsa Bayram!
En güzel örnek olan Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda ramazan coşkusunun her koşulda korunmaya çalışıldığını, artan bir heyecanla bayrama ulaştığını görürüz. Bedir savaşına giden sahabelerin ramazan ayında ve oruçlu olduğunu kaçımız hemen hatırlarız ki. Siyer-i Nebi’deki çocukları sevindirme eksenli, neşe ve birlik beraberlik dolu bayramları incelediğimizde öncesinde ve sonrasındaki günlerin zorluk, imtihan, savaş ve hatta açlıkla bezenmiş günlerden oluştuğunu görmek insanı şaşırtabilir. Peki, Allah neden her koşulda ve zamanda her sene iki ilahi armağanı Ramazan ve Kurban Bayramı’nı bize sunmuş, hatta şart koşmuştur? Neden “bayramsa bayram olsun” gibi negatif betimlemelerle bezenmiş ibarelerle insanı ümitsizliği ve bayramı değersizleştirmeye sürükleyen cümleler uygun değildir?
İmtihanlarda Dik Duruş
Bayram bir hatırlatma, bir duruş ve her şeyden önce tüm olumsuzluklara ve imtihanlara karşı bir kafa tutuştur. İslam coğrafyalarının büyük bir kısmında bayram kelimesi yerine عِيد îd, kullanılır ve bu kelime Arapça kökenli bir kelime olup her sene dönüp dolaşıp gelen sevinç ve neşe günleri manasına gelir. Bu sevinç günlerinin her sene, her şeye rağmen Mevla tarafından bize armağan edilmesi, aktif sabrın nasıl şekillendirilmesi gerektiğine dair en güzel örnektir. Sabır beklemekten öte inşa etmektir; evet, önce ruhunu sonra dünyayı. Harekete geçmeden önce gereken kalpteki heyecan, geleceğe bakıştaki umut ve güven böyle özel ikramlarla inşa edilir. Bu dünya mükemmel değildir, imtihan dünyası olması hasebiyle zordur, fakat dünyada bir cennet provası olan bayramlar bize secdeden kıyama kalkan gövdeler misali tekrar tekrar ayağa kalkma gücünü verir. “Müminin işi ne hoştur! Başına bir nimet geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur. Bir sıkıntı geldiğinde sabreder, bu da onun için hayır olur.” der Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bayram sabır ve şükrün aynı anda aynı kalbi doldurabileceğinin en güzel delilidir.
Hasbilik
Bayram bir hatırlatmadır, annesi babası olamayan çocuğa anne baba olmayı teklif eden Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) kalpten bir tebessüm ve temayülün yetim bir çocuğa dahi bayramların en güzelini yaşatabileceğinin hatırlatmasıdır. Artık günümüzden ve gündemimizden uzaklaşmış olan, fakat aslında bizi biz yapan değerlere ve kelimelere dönüşün âdeta farz koşulmasıdır bayramlar. Beklentisiz sevinmenin ve sevindirmedin ilahi gündemde başköşeye oturtulduğu mübarek günlerdir. En az dışımıza kuşandığımız bayramlıklarımız kadar önemlidir hasbilik kıyafetlerini ruhlarımıza giydirmek. Hasbilik yani: Hiçbir dünya menfaati, karşılık, alkış veya teşekkür beklemeden, sadece “öyle gerektiği için” veya “Allah rızası için” yapma hâli.
“Mutlu Olmaya İhtiyacın Var”
Bayram ilahi bir armağandır ve verilmiştir. İnsanın ihtiyacını bilen Yaratan (c.c.) âdeta senin buna ihtiyacın var; senin neşeye, sevinmeye, birlik beraberliği hissetmeye, bir araya gelmeye ve evet, senin mutlu olmaya da ihtiyacın var diyerek bize senede iki kere bu günleri ikram etmiş, iptal edilemeyen ertelenemeyen bu neşe günlerini farz kılmıştır. Post modern dünyanın ihtiyaçlarını yok sayarak yalnızlaştırmaya ve monotonlaşmaya sürüklediği insan evladına toplumsal bir varlık olduğunu ve gündemin dışındaki ilahi bir gündeme tabi olduğunu hatırlatır bu özel günler. Bu dünyanın ötesi olduğunun ve güzel günlerin geleceğinin bir numunesi, cennetin provasıdır.
Bayram Rutinin Dışına Çıkarır
Bireyselleşerek yalnızlaşan insan mutsuzlaşır. Sosyal atomizasyon adı verilen bu durum modern toplumların en büyük sorunlarından biridir. Aile bağları, komşuluk, kuşaklar arasındaki temas gibi günlük hayat temposunda yok olmaya yüz tutan, fakat hayatı yaşanılabilir kılan bağlar ilahi bir gündem ile tekrar yenilenir. Bayram bizi rutinin dışına çıkarır; içten gelen bir bayramlaşma, çocuklara ikram edilen şekerlemeler, büyüklerin eline damlatılan kolonya, aynı ortamda, odada oturan farklı nesiller ve memleketliler gibi ilk bakışta hiç de önemliymiş gibi gelmeyen davranışlar aslında sadece bizi değil gelecek nesilleri de ilgilendiren çok önemli bir şey oluşturur: Toplumsal hafıza. Üstelik bunu tekrar tekrar inşa eder ve etmelidir.
Toplumsal travmaların ve krizlerin ardından bayramlar gibi ritüeller toplumun devam edebilmesini sağlar. Toplumsal düzenin inşası burada başlar. Aidiyet duygusunu da oluşturan bu özel günler diasporada yaşayan bir azınlığın da kendini konumlandırması için önemlidir. Avrupa’da yaşayan ve ailesinde göç hikâyesi bulunduran bizler, azınlıkları asimile olmaktan koruyan en önemli nokta aidiyet bilincidir. Bayramın eskiden gurbet şimdi ise ikinci vatan olan memleketlerde büyük bir heyecan ve mutluluk ile kutlanabilmesi, kutlanılmaya çalışılması da kimlik inşası dolayısıyla gelecek nesillerin kalıcı olması ve Müslüman kimliğini oluşturması açısından önemlidir.
İmanı Ortaya Koyma Biçimi
Üç yıldır süren bir savaşta en sevdiklerini kaybeden bir insanın kalbindeki hüznü yenerek çocukları sevindirmek adına çadırların arasında bayram süslemeleri yerleştirmesi belki basiret ve feraset nazarı ile bakmazsak anlamsız gelebilir. Fakat aslında bayram ise bayram diyerek yeniden inşa edilen bir sevinç ve heyecan ile ayağa kalkmaya çalışmak; bunu kimi zaman dıştan içe kimi zaman içten dışa doğru sıralamak; kimi zaman etrafını güzelleştirerek ruhunda bayram esintilerini hissetmeye çalışmak; kimi zaman içindeki heyecanı güzel söz ve tebessüm ile dışa vurarak ortaya dökmek ne olursa olsun bu ilahi armağanın hakkını vermeye çalışmak; imanımızı her koşulda, ortamda ve zamanda en güzel şekilde ortaya koymaya çalışma biçimidir. Bu zaman ahir zaman olsa dahi.
Sonuç olarak Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyerek bayramı kutlamaya, o ilahi coşkuyu, Nebevi sünneti yerine getirmeye bu sene de niyet etmeli, o çadırların arasındaki balonlar kadar kıymetli olur mu bilinmez ama hânemizi, ailemizi, çevremizi ve elimizin, dilimizin ve dualarımız yettiği her şeyi ve her yeri bayram havasına büründürmeye çalışmalıyız.
O halde her birimize amasız, koşulsuz bir bayram heyecanı ve sevinci nasip etsin Mevla hasbilik ekseninde. Bayramınız mübarek olsun!

