Bayram Tadında Bayramlara…
@Shutterstock
Bayram denince günümüzde yaşanılan bayramlar için hafif bir memnuniyetsizlik edasıyla “nerde o eski bayramlar?” diyen birçok insan var ya hani…Yoksa siz de onlardan mısınız? Sürekli geçmişe bir özlem içinde, bugün yaşanılan her şeye bir kusur bulanlardan mısınız? Peki, değişen bayramlar mı yoksa bizim alışkanlıklarımız mı?
- HAYAT
- 18 Mart 2026
Yusuf Yeşilkaya
Bayram ne demek her şeyden önce? “Millî veya dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler.” Başka bir tanımı: “Özel olarak kutlanan gün” demektir. Kelime anlamı olarak ise sevinç ve neşe anlamlarına geliyor. Yani bayram dediğimizde sevinç ve neşe akla geliyor. Ama sevinci, coşkuyu yaşamak için önce onu hak etmek, hakkını vermek gerekmez mi? Kutlamak için kutlamayı hak edecek bir emek, bir performans gerekiyor. Yani önce emek sonra yemek.
Bayram Öncesi Hazırlık Süreci
Ramazan Bayramı için uzun bir hazırlık sürecinden geçmek gerekiyor. Recep ve Şaban aylarında, gelmekte olan Ramazan için manevi yönden ciddi bir hazırlık başlıyor. Hatta üç aylara özel duamız bile var. “Allah’ım, Recep ve Şaban’ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır.” Ramazan ayına erişince âdeta kulluk vazifemiz, ayrı bir boyuta taşınıyor. Oruca zihnen hazırlandıktan sonra ilk teravihle özlem bitiyor. Ardından sahura kalkıyoruz. Akşama kadar oruç tutuyoruz. Ama sadece aç susuz kalmak değil oruç dediğimiz. Gıybet etmemek, kul hakkı yememek, elimize, gözümüze, kulağımıza hâkim olmak. Haramlardan uzak durmaya gayret etmek. Ve akşam ezanı ile açılan oruçlar, misafirle bereketlenen iftar sofraları. Hüzünlü gönüllerle varılan naz makamı, içten yapılan dualar, candan yalvarıp yakaran kalpler ve dudaklar. Müthiş bir atmosfer.
“Müslüman Yer, Yedirir”
Müslüman, keser gibi sadece kendine yontmaz. “Orucumu tuttum, sofrayı donattım, iftarı açtım, tıka basa doydum, Allah’ım sana şükürler olsun” tutumu Müslüman’a yakışmaz. Müslüman yer, yedirir. Giyer, giydirir. İftar sofrasını zenginler kulübü buluşmalarına dönüştürmez. Yoksulları sofranın başköşesine oturtur. Fitre ve zekâtlarını, milim milim hesaplar ama milim milim vermez. Fazlasını verir. Ayrıca verirken, öyle bir büyüklenme öyle bir kibir havası içinde olmaz. Varlığın asıl sahibini bilir ve kulların sadece bir emanetçi olduğunu unutmaz.
“Manevi İklimi İliklerine Kadar Hisseder”
Ramazan ayının manevi iklimini, iliklerine kadar hisseder Müslüman. Sıla-i rahim yapar. Anne baba, akrabalar başta olmak üzere eşe dosta ziyarete gider. Aramayanı arar, sormayanı sorar, küs oldukları ile barışır, küsleri barıştırır. Eksikleri görmez, kusurları örter. Nifaka geçit vermez, kalbinden kiri ve kini söküp atar. Tartışmaya girmez, polemikten uzak durur. Haklı çıkmaya ve haklılığını ispat etmeye çalışmaz. Zalimin karşısına elif gibi dikilirken, Müslümana karşı vav gibi eğilir.
Müslüman, Zekâtını Verir!
Fitre, Ramazan ayında verilirken; zekât ve sadakalarımız yılın her günü verilebilir. Ama genel temayül zekâtı da Ramazan ayında verip; Ramazan’ın feyz ve bereketinden azami yararlanma ümididir. Müslüman zekâtını ve sadakasını verirken seçici olur. Zekât vereceği insanların gerçekten ihtiyaç sahibi olmasına özen gösterir. Şayet zekâtını nakit olarak değil de elindeki ticari ürünlerden vererek yerine getiriyorsa; satılma ümidi kalmamış, ıskartaya çıkmış ürünlerden vermez.
“İhtiyaç Sahiplerini Öz Kardeşleri Gibi Görür”
Yardıma, vermeye en yakınından başlar bu doğru. Ama ihtiyaç sahibi olan en yakınından. Zekâtın kimlere verileceği bellidir. Sadaka herkese verilebilir. Lakin bu yardımlaşmayı, “sen, ben, bizim oğlan” şeklinde aile içinde tutmak, akraba olmayan ihtiyaç sahiplerini ihmal etmek de doğru değildir. Özellikle Müslüman kardeşlerimiz, büyük sıkıntılar yaşarken; bizim onları görmezden gelmemiz doğru değildir. Yani ihtiyaç sahiplerini de öz yakınlarımız gibi görmeliyiz. Fiziksel olarak uzakta olabilirler ama manevi olarak onlara ne kadar yakın olduğumuzu göstermeliyiz.
Müslüman Rabbine karşı kulluk görevini yerine getirdikçe özgürleştiğini hisseder. İslam’ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram bilir. Meşruiyet sınırlarını buna göre belirler. Sınırın dışına çıktığında şeytan ve nefsin kölesi olacağını bilir. Rabbine kul olur, dünyasını ve ahiretini küle çevirmez.
İslam’ı Yaşama Gayreti Allah’ın Hoşuna Gider
Müslüman, “başımı ne yana çevirsem, günaha davetiye var” mazeretine sığınmaz, sığınamaz. Bankası, sosyal ilişkileri, ticari işlemleri, aile hayatı, çocukların akademik başarıları gibi birçok konuda kişisel çabamızın çok üstünde ve gücümüz yetmeyen sistemler dayatılıyor olabilir. Ama bizi bunlarla imtihan eden yani imtihanın sahibi de biliyor, içinde bulunduğumuz koşulları. Ve bu koşullarda Müslüman’ın, İslam’ı yaşama gayreti, İslam dairesinde kalabilme çabası Rabbimizin çok hoşuna gidecektir.
İtikâf, Müekked Sünnettir
İtikâf diye bir sünnetimiz var bizim. Ramazan’ın son on gününde bir camide, mescitte itikâfa girmek, dünya işlerinden uzaklaşmak, Rabbine daha çok yakınlaşma çabası içinde olmak; müekked bir sünnettir. Aynı zamanda itikâf, sünnetin kifaye kısmındandır. Yani bir beldede bir kişinin bu ibadeti yerine getirmesiyle diğer Müslümanların üzerinden düşer. Ama itikâfa giren Müslümanlar, itikâfın lezzetine vardığı için her sene girmek istiyorlar, bu da ayrı detay.
Müslüman Bayramı Hak Etmez Mi?
Hâsılı oruçla, namazla, zekâtla, tesbihatla, zikirle, şükürle, infakla geçen dolu dolu bir aydan sonra Müslüman, bayramı hak etmez mi? Manevi olarak duygusallığın zirve yaptığı, gönüllerin huzur bulduğu, kalplerin mutmain olduğu bir aydan sonra bayram vaktidir. Allah’ı ve Resulü’nü seven Müslüman; Allah’ın ve Resulünün de kendisini sevmesi ve kendisinden razı olması için olağanüstü bir çaba göstererek hak eder bayramı. Bu nedenle kıymetlidir bayram. Sevginin, kardeşliğin, dostluğun ve barışın egemen olduğu özel zamandır bayram. Böylesine kıymetli bir bayramı, özel hâle getirdikten sonra eskiden yaşanmış olsa ne olur? Günümüzde yaşansa ne olur? Değişen bayramlar değil. Biz değişiyoruz, alışkanlıklarımız değişiyor.
Müslüman Ramazan’ı önce kalbinde yaşar sonra çevresiyle yaşar. Çevrede oruç tutan kimse olmasa da Rabbi için oruç tuttuğunu bilir. Bayramda “şimdi sılada olmak vardı” diye iç çekebilir. Ama bayram yaşamak için, gurbeti mazeret yapmaz.
Gurbet İle Sıla Arası Bayram
Her zaman olduğu gibi anne ve babalara büyük iş düşüyor. Bayram namazına camiye gidilmesi, camide cemaatle bayramlaşma merasimine katılım, gözünün içine bakarak musafaha yapmak… Eve vardığında aile içi bayramlaşmayı ihmal etmemek, gurbette de olsa bayramlaşma ziyaretlerini ihmal etmemek, gurbet ve sıla arasındaki binlerce kilometre mesafeyi görüntülü arama yoluyla kısaltmaya çalışmak… Çocukların bayram harçlıklarını verirken, inceden inceden bayram mesajını vermeyi ihmal etmemek… İmkânı olan gurbetten sılaya bayramlaşmaya geliyor zaten. Gelemeyenler de bulunduğu coğrafyada önce kendi nefsinde sonra çevresiyle birlikte bayram coşkusunu yaşamaya çalışmalıdır.

