Ramazan Şükrü

Ramazan Şükrü

Kur’an, sık sık Allah’ın lütfettiği nimetlere dikkatlerimizi çeker; onları düşünmemizi ister ve iflah olmamız için bunun gerekliliğini işaret eder: “Allah’ın nimetlerini anıp düşünün ki kurtuluşa eresiniz (korktuklarınızdan emin, umduklarınıza nail olasınız)” (A’râf suresi,7:69). Aynı surede birkaç ayet sonra şöyle buyuruluyor: “Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayınız” (A’râf suresi, 7:74). Bir bakıma, Allah’ın nimetlerinin farkında olmamanın, insanı bozduğuna işaret ediliyor. Öte yandan, Allah’ın verdiği nimetlerinin, saymaya kalkışsak sayamayacağımız kadar çok olduğu gerçeği vurgulanıyor ve buna rağmen insanın çok zalim ve çok cahil olduğu belirtiliyor (İbrahim suresi, 14:34). “Gereğince çok şükreden kullarım azdır” (Sebe’ suresi, 34:13) ayetiyle de şükretmeyi gerçekten becerenlerin az olduğuna işaret ediliyor. İslâmî gelenekte, “Allah’ım! Beni o az olanlardan eyle” diye dua edilirken işte bu ayette belirtilen hakkıyla şükreden azlar kastedilmektedir.

HAYAT | 26 Mart 2024 Bir Devrim, Değişim, Dönüşüm: Kadir Gecesi

İçinde bin aydan daha hayırlı kadir gecesini barındıran ve Kur’an’ın indiği ay olan ramazan, Allah’ın büyük bir lutfu olduğuna göre bunun şükrü gerekir. Şükür, en yalın tanımıyla, sahip olunan bir nimetin gerçek sahibini bilmek, O’na minnet duymak ve bu duyguyu hayatın her alanına somut tutum ve davranışlarla yansıtmaktır. Haliyle şükür, sadece dilde kalan bir “teşekkür” değil; kalbin, dilin ve bütün bedenin ortak bir eylemidir. Şükür, bu anlamıyla nimetin kadrini bilmek ve onun gereğini yerli yerince yapmaktır. Öyleyse, Ramazan nimetine şükretmek, sadece dille “Elhamdülillah” demek değil; bilakis insanın, Ramazan ayının kıymetini kavrayarak onun bereketini ve huzurunu hayatına taşımak amacıyla bütün organlarıyla icra ettiği bütüncül bir eylemdir. Bu çerçevede, Allah’ı görüyormuşçasına bütün organlarıyla oruç tutmak, aynı bilinçle beş vakit namazlarını kılmak, onlara teravih namazını eklemek, sahurları bir “huzura kabul” vakti olarak değerlendirmek, Kur’an’la yoğun ilgilenmek, onu sadece okumak değil, anlamaya çalışmak ve hayatın merkezine koymak, ahlaken arınıp gelişme gayretini titizlikle sürdürmek, sahip olunan nimetleri (bilgiyi, duygu ve düşünceleri, serveti, imkânları, gücü) olabildiğince başkalarıyla paylaşmak,  sıkı bir nefis muhasebesi (özeleştiri) yaparak hayatın gidişatını gözden geçirmek, Allah’ın sonsuz rahmetine sığınmak, samimi bir tövbe edip kendine çekidüzen vermek… suretiyle şükredilebilir. “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: Andolsun, eğer şükrederseniz mutlaka size nimetimi artırırım. Nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çetindir.” (İbrahim suresi, 14:7)