Hayat

Toplumdaki İslam Hukuku Algısı Olumlu Bir Mana Çağrıştırmalı!

İslam hukuku mevcut hâliyle yeni hayat şartları ve yeni meseleler karşısında ihtiyaçları karşılayabilecek durumdadır. Buradaki temel problem, İslam hukukunun veya İslam hukukçularının yetersizliği değil, gerek ülkemizde gerekse Avrupa’da onun yürürlükte olmayışıdır.
İlknur Küçük
17 Nisan 2020
İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Yargı ile İslam hukukunun toplumda algılanmasını konuştuk.

İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Yargı ile İslam hukukunun toplumda algılanmasını konuştuk.

Sayın Yargı, değişen yaşam koşulları ve gelişen teknoloji ile birlikte yeni yeni konular meydana çıkıyor. Sosyal medya, internet kullanımı, teknolojiyle özel bilgilere kolayca ulaşım gibi. İslam hukuku mevcut hâliyle bu alandaki ihtiyaçları karşılayabiliyor mu?

Yeni hayat şartlarına ve beraberinde ortaya çıkan meselelere ilişkin hükümleri tespit ederken İslam hukukunun kendine özgü yöntemleri vardır. Bunlar teknik meselelerdir. İzah etmek için daha geniş vakte ve yazı alanına ihtiyaç vardır.

İslam hukuku mevcut hâliyle yeni hayat şartları ve yeni meseleler karşısında ihtiyaçları karşılayabilecek durumdadır. İlmî açıdan İslam hukukçuları çağdaş araştırmalar yaparak çözümler ortaya koymaya, güncellenebilecek hükümleri güncellemeye çalışmaktalar. Buradaki temel problem, İslam hukukunun veya İslam hukukçularının yetersizliği değil, gerek ülkemizde gerekse Avrupa’da onun yürürlükte olmayışıdır. Hatta yürürlüğe konulmaya çalışılmasının yasaklanmış olmasıdır. İslam hukuku yürürlükte olmadığı için İslam hukukçuları ne ortaya koyarsa koysunlar sanki İslam hukuku yetersizmiş gibi bir algı oluşmakta veya oluşturulmaktadır. Onun için bilimsellikten uzak değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

İslam hukuku veya şeriat dendiğinde ilk bakışta negatif bir algı oluşturan hususlar da akla geliyor. Sizce bu algı neden oluştu veya oluşuyor?

Popüler kültürün ya da bu konuda aleyhte yapılan yoğun propagandanın etkisi altında kalındığından maalesef İslam hukuku denildiğinde akla ilk olarak kısas, recm veya elin kesilmesi cezaları ile ilgili hükümler gelmektedir. Pek çok kişi on dört asırlık İsla     m tarihi boyunca bu cezaların nasıl ve ne kadar uygulandığını dahi bilmemektedir. Bunları öğrenme ihtiyacı duymamakta veya bileni dinlemeye dahi tahammül göstermemektedir.

Teşbihte hata olmazsa her şeyiyle çok güzel düzenlenmiş bir parktaki güzellikleri görmeyip bazı yerlere yerleştirilmiş çöp tenekelerinden dolayı bütün bir parkı kötülemeye benzetebiliriz bu durumu. Bu bakış açısı aslında o çöp tenekelerine de ihtiyaç bulunduğunu gözden kaçırmaktadır. İşin garip tarafı, bunları konuşmaya dahi yanaşmıyor pek çok insan! Günümüzdeki kimi cezaların akla, bilime ve mantığa ters birçok yanı olmasına rağmen onlara hiçbir eleştiri yapılmıyor! Mutlaka iyidir! diye düşünülüyor galiba bilinç altında. Cana kıymak insanların merhamet duygularını harekete geçirdiğinden İslam’ın konuyla ilgili hükümleri dar bir bakış açısıyla değerlendiriliyor. Ama aynı kişinin bir yakını haksız yere kasten öldürülürse veya ona tecavüz edilirse ya da kıymetli bir eşyası çalınırsa o zaman çok daha ağır cezaların uygulanmasını isteyebiliyor. Bu da bir çelişki aslında.

Müslümanlar arasında İslam hukukunun eğitimi ve uygulanırlığı ne düzeyde? Günümüzde İslam hukukunu pratik anlamda hakkıyla uygulayan bir Müslüman ülke var mı?

Bu soruya cevap vermek zor. Her ülkenin kendine göre şartları var. Ayrı ayrı konuşmak gerek. İslam hukukunu hakkıyla uygulama iddiası ise büyük bir iddia. Daha mütevazı olmak gerek. Neticede bunu uygulayacak olanlar birer insan. İçtihatlarda hata yapılabilir, uygulamalarda da hata yapılabilir. İslam hukukunu uyguladığını, uygulamaya çalıştığını veya en azından medenî hukuk (Ahvâl-i şahsiyye) alanında onu uyguladığını ileri süren ülkeler var.

Kimi gruplar mesela Afganistan’da Taliban, Nijerya’da Boko Haram gibi oluşumlar kendilerini İslam’ın temsilcisi olarak görüp “İslami kuralları/hukuku” kendilerince yorumlayıp uygulamayı amaçlıyorlar. Bu gibi oluşumlar kendi halkına da zulmeder hâle geliyor. İslam hukuku bu hususta bize ne diyor?

Ben, söz konusu oluşumlara hep şüphe ile yaklaşıyorum ve bu oluşumların yaptıklarını kesinlikle doğru bulmuyorum. Masum pek çok kişinin kanına, canına, ırzına, namusuna ve malına haksız yere zarar veriyorlar, İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmek şöyle dursun zarar veriyorlar.

Günümüzdeki bazı fıkhî çalışmalarda özellikle yöntem/usul açısından bazı problemlerin olduğunu, uzun süredir İslam hukukunun uygulanmadığı ülkelerde yaşayan fakihlerin popüler kültürün ve değerlerin etkisinde kalabildiğini, İslaminilimler alanında özellikle fakih olmayan bazı araştırmacıların ise İslam hukukunun artık uygulanamayacağını düşündüklerini görmek mümkündür.

Günümüzdeki fakihlerin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde Müslümanlar fıkıh alanında önemli çalışmalara imza atıyorlar, hem geçmişte söylenenleri ve yapılanları tespit edip değerlendiriyorlar hem mevcut durumu anlayıp ona göre fıkhî bir bakış açısı ortaya koymaya çalışıyorlar hem de geleceğe ışık tutmaya yönelik çalışmalar yapıyorlar. Türkiye’de, cumhuriyet dönemi başlarında İslami     ilimlerde bir fetret dönemi yaşansa da bugün fıkhî çalışmaların bir hayli ileri düzeyde olduğunu ve kıymetli çalışmalar yapıldığını söylemek mümkündür. Bunların hepsi takdire şayandır. Allah’ın bu çalışmaları doğruya ve hayra yönlendirmesini niyaz ediyorum.

Günümüzdeki bazı fıkhî çalışmalarda özellikle yöntem/usul açısından bazı problemlerin olduğunu, uzun süredir İslam hukukunun uygulanmadığı ülkelerde yaşayan fakihlerin popüler kültürün ve değerlerin etkisinde kalabildiğini, İslami     ilimler alanında özellikle fakih olmayan bazı araştırmacıların ise İslam hukukunun artık uygulanamayacağını düşündüklerini görmek de mümkündür. Fakat meseleler konuşulup yazıldıkça ve araştırmalar devam ettikçe bu problemlerin de asgarî düzeye ineceğini ümit ediyorum.

Bu alanda daha neler yapılmalı? Eksikliklerimiz neler? Doğru yaptıklarımız neler?

Şuurlu ve bilgili Müslümanlar, bir devrim yapıp İslam hukukunu bütünüyle hemen uygulamaya çalışma iddiasından önce peygamberlerin tebliğ metoduna uygun olarak kendi hayatlarında iyi bir Müslüman olarak yaşamaya çalışmalılar, insanların gönüllerine ve akıllarına İslam inanç ve ahlâk esaslarını benimsetmeye, Allah’a karşı sorumluluk şuurunu ve ahiret inancını yerleştirmeye çalışmalılar.

Müslümanca yaşama konusunda dayanışma ruhunu yaygınlaştırmalılar. Bir taraftan da gelişen hayat şartlarını, bilimi ve felsefeyi takip ederek her alanda Müslümanca yaklaşımlar ve hayat tarzları ortaya koymaya çalışmalılar.

Her Müslüman, diğer Müslümanların da onunla aynı alanda hizmet etmesini beklememeli, farklı alanlarda hizmet edenlerin aslında birbirlerini tamamladıklarının farkına varmalı, herkes kendi üzerine düşeni yapmaya çalışmalı, diğer kardeşlerine de duasıyla, sözüyle ve fiiliyle destek olmalıdır. Birbirimizi hoş görmeyi, affetmeyi, birbirimizin kusurlarını örtmeyi, birbirimize yapıcı uyarılarda bulunabilmeyi, yıkıcı eleştirilerden kaçınmayı, özeleştiri de yapmayı başarmalıyız. Sabır ve dua ile Allah’tan yardım dilemeliyiz. Allah, takva     sahibi olanlar ve iyilik yapanlar ile beraber olacaktır.

 

Reklam (İç Sayfa)

en çok okunanlar

Reklam

Pin It on Pinterest

Paylaş