YAZARLAR
Sudan’da Filler Tepinirken Çimenler Eziliyor
Sudan, tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Paramiliter grup Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK)’nin, Darfur’un stratejik kenti Faşir’i ele geçirmesi yalnızca askerî bir gelişme değil; yüz binlerce sivilin hayatını tehdit eden yeni bir insani felaketin de habercisi. Birleşmiş Milletler, bölgede “yargısız infazlar” ve “toplu katliamlar” yaşandığına dair güvenilir bilgilere sahip. Yale Üniversitesi’nin uydu görüntüleri, hastaneler çevresinde ve şehir dışındaki duvarların ardında infaz edilmiş insanların yığınlarını gösteriyor. Kent 18 aydır kuşatma altında; açlık, susuzluk, ilaçsızlık had safhada. Yüz binlerce insan, özellikle çocuklar, yardımlardan tamamen mahrum bırakılmış durumda. Öyle ki medyada yer alan haberlere ve uygu görüntülerine göre; HDK veya bilinen adıyla RSF kenti yüksek kum torbalarıyla çevirmiş, kente bırakın giriş çıkışı, insani yardım götürmek isteyenler dahi infaz ediliyor. Bunu da RSF tarafından yayınlanan bir videolardan birinde şehre yardım götürmek isteyen birine yapılan işkence ve infaz görüntülerinin de mevcudiyetinden anlıyoruz. Burada da vicdansızlık had safhada.
Ancak bu manzara, uluslararası toplumun vicdanını yeterince sarsmıyor. Birleşmiş Milletler’in “derin endişe” açıklamaları RSF’yi durdurmaya yetmiyor, Darfur’un çığlığı çölün sessizliği içinde yankılanıyor.
Altının Bedeli: İnsan Hayatları
Sudan’daki savaşın nedenleri arasında etnik veya mezhebi farklılıklar ön plana çıksa da yine burada da para ve güç kontrolü kendini gösteriyor. Darfur, petrol ve değerli yer altı sularının yanı sıra Afrika’nın en zengin altın yataklarına sahip bölgelerinden biri. BM raporları, bu madenlerin savaşın “birincil finansman kaynağı” olduğunu açıkça belirtiyor. RSF lideri Muhammed Hamdan Dagalo’nun, ABD’nin yaptırım listesinde yer alan kârlı bir altın madenini kontrol ettiği biliniyor. Sudan’da altın; kurşuna, silaha ve iktidar hırsına dönüşüyor. Videoların ve Yale Üniversitesi’nin takibiyle zulmü dünyaya duyurulan General Dagalo’nun “askerlerimin ihlallerini soruşturuyorum” sözlerine acaba kendi inanıyor mu. O “ihlal” denilen şey, hastanelerde vurulan sivillerin, açlıktan ölen çocukların, tecavüze uğrayan kadınların hayatları. Sudan’da da savaşın kazananı yok, ama kaybedenleri belli: Sudan halkı.
Batı medyası ve diplomasi, Sudan’daki gelişmelere karşı ürkütücü bir kayıtsızlık içinde. Le Monde’un yazdığı gibi, herkes Sudan hakkında konuşuyor ama kimse hiçbir şey yapmıyor. Washington, Kahire, Riyad ve Abu Dabi masaya oturuyor, fakat hiçbir sonuç çıkmıyor. Çünkü bu savaşta herkesin bir çıkarı var. Sudan ordusu Birleşik Arap Emirlikleri’ni RSF’ye silah desteği sağlamakla suçladı. BM uzmanları bu iddiaları “inandırıcı” buldu. Ama kimse Abu Dabi’yi gerçekten sorgulamıyor. Dünya, petrol gelirlerinin ve lüks yatırımların hatırına suskun. Oysa Darfur’da öldürülen çocukların kanı o paraların gölgesine karışıyor.
Sudan Nereye?
Faşir’in düşmesi, ordunun Darfur’daki son kalesinin de kaybedilmesi anlamına geliyor. Bu, Sudan’ın yeniden bölünme sürecine girmesinin kapısını aralıyor. 2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasıyla yaşanan parçalanma şimdi tekrar sahnede. Uluslararası toplumun ilgisizliği, bu bölünmeyi fiilen kabullenmek anlamına geliyor.
Sudan’da filler tepiniyor, üstelik bu tepinmeler yeni de değil yıllardır sürüyor. Çimenlerse eziliyor; insanca bir yaşamdan başka bir arzusu olmayan insanlar, sivil halk; güç, servet, silah ve para için açlıktan, korkudan, savaşın anlamsızlığı içinde yok olup gidiyor. Bugün Darfur’daki sessizlik, yarın başka bir ülkenin sessizliği olacak. Ve filler tepinmeye, çimenler ezilmeye devam ederken, bugün kendi çıkarları için fillere ses çıkarmayanlar yarın manşetlerden ülkemizde mülteci istemiyoruz manşetleri atacak. Yaşarsak göreceğiz…