YAZARLAR
Almanya’da Askerlik ve Müslümanların Beklentileri
Almanya’da askerlik yeniden ülkenin en hararetli tartışma başlıklarından. Federal Mecliste kabul edilen ve 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girmesi planlanan yeni Askerlik Yasası, genç erkeklere zorunlu askerlik muayenesini ve askerlik yapıp yapmayacağına dair form doldurmayı şart koşuyor. Silahlı hizmet gönüllülük esasına dayansa da, gönüllü sayısı yetersiz kaldığında zorunlu askerliğe geçiş ihtimali masada duruyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle değişen güvenlik dengeleri, Almanya’yı ordusunu genişletmeye zorluyor. 2035’e kadar toplam 460 bin kişilik bir askerî yapı hedefleniyor. Ancak bu tartışmanın gölgesinde kalan önemli bir konu daha var ki o da bu yeni sistemin Alman toplumunun önemli bir parçası hâline gelen Müslümanları nasıl etkileyeceği.
Bugün Alman ordusunda yaklaşık 3.000 Müslüman asker görev yapıyor. Toplumda görünürlük arttıkça, Müslümanların da bu tartışmanın parçası olması kaçınılmaz. Müslümanlar açısından zorunlu askerlik ve hassasiyetler konusu ise esasen net; Müslümanlar yaşadıkları ülkenin barışını ve güvenliğini koruma sorumluluğunu taşır; ancak bu, kişinin kendi vicdanıyla vereceği bireysel bir karardır.
Burada Müslümanlar için din özgürlüğü ve ibadet hakkının garanti altına alınması; cuma namazı, helal beslenme, dinî danışmanlık gibi beklentiler öne çıkıyor. Zira bunlar bir “ayrıcalık” değil, Almanya’nın Anayasası ile güvence altına alınmış temel haklar. Orduda Hristiyan ve Yahudi manevi rehberlik hizmetleri varken, Müslüman askerlerin aynı imkândan mahrum kalması bir başka sorun. Zorunlu askerlik muayenesine tüm gençlerin tabi olacağı bir dönemde, Müslümanların “potansiyel şüpheli” görülmesi ihtimali ise diğer bir endişe kaynağı. Müslümanlar için bu endişelerin haksız olmadığını gösteren örnekler de maalesef ortada.
Cuma Namazına Gittiği İçin Ordudan Atılan Subay
Türkiye kökenli subay Yunus Emre Yar’ın yaşadıkları, Müslüman vatandaşların askerlik konusunda neden temkinli olduğunu açıkça gösteriyor. Neyse ki, Münih İdare Mahkemesi, Yar’ın cuma namazına gitmesi, helal yemek yemesi ve Gazze’de işlenen savaş suçlarına dair kişisel görüş bildirmesinin “aşırılık” olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetti de konu en azından hukuki anlamda çözüldü. Karar, Yar’ın görevine iadesini ve geriye dönük maaşlarının ödenmesini sağladı. Bu olay, tek başına bir münferit hata olarak görülemez. Subay Yar, yıllar boyunca sürekli soruşturmalara maruz kalmış, “İslamcı”, “antisemitist” gibi yaftalamalarla mesleki hayatı zedelenmişti.
Orduda Aşırı Sağ Tehlikesi
Yıllar önce, 2017 Mayıs’ında Alman Ordusunda kendini mülteci gibi gösterip terör saldırıları planlayan aşırı sağcı askerin ortaya çıkarılması vakası ise buzdağının yalnızca görünen yüzü. Orduda çok sayıda aşırı sağ olayın takip edilmediği ya da yaptırımsız kaldığı biliniyor.
Ordunun giderek toplumun bir yansıması hâline geldiği bir dönemde, içinde binlerce Müslüman’ın da bulunduğu bu yapıda aşırı sağa sıfır tolerans politikası bir tercih değil, zorunluluktur. Bu nedenle Müslüman toplumun beklentisi çok nettir: Yeni askerlik düzeni, sadece asker sayısını değil; güvenliği, eşitliği ve anayasal hakları da garanti altına almalıdır.
Yeni yasa yalnızca Müslümanlar arasında değil, genel genç nüfus içinde de büyük itirazlara yol açtı. Kuzey Ren-Vestfalya’daki okul grevleri, gençlerin sesini duyurması açısından dikkat çekiciydi. “Öldürmeyi öğrenmek istemiyoruz” sloganı, sadece militarizme değil, aynı zamanda gençlerin bu süreçte dikkate alınmadığı hissine yönelik bir itiraz. Zorunlu askerlik, toplumun tamamını ilgilendiren bir konuysa, gençlerin itirazları ve Müslümanların hassasiyetleri de aynı derecede ciddiye alınmalıdır.
Netice itibarıyla; Almanya’nın güvenlik kaygıları elbette anlaşılır. Ancak güvenlik, özgürlükler pahasına sağlanamaz. Yeni askerlik düzeni uygulanacak ise; Müslümanların ibadet özgürlüğü ve dinî ihtiyaçları anayasal güvenceyle korunmalı, ayrımcılığa karşı şeffaf ve yaptırımı güçlü mekanizmalar kurulmalı, ordudaki aşırı sağ yapılanmalarla tavizsiz mücadele edilmeli, Müslüman manevi danışmanlık hizmeti kurumsallaştırılmalı, zorunlu askerlik tartışmasına toplumun tüm kesimleri –özellikle gençler– dahil edilmeli. Aksi hâlde bu tartışma, yalnızca askerlik sisteminin değil, toplumsal barışın da geleceğini tehdit eden bir kırılmaya dönüşebilir.