YAZARLAR
Almanya’nın Gördüğü ve Görmediği Müslümanlar
Avusturya’da Hanuka kutlamalarına yönelik saldırı tüm dünyada olduğu gibi Alman basınında da yer buldu. Zaten artık Müslümanlar olarak bu tür olaylar karşısında elimiz yüreğimizde bekler olduk konunun orası uzun mesele.
Saldırı sonrasında medyada öne çıkarılan ilk unsur, baba oğul saldırganların IŞİD bağlantısı oldu. Haklı olarak. Ancak aynı olayda saldırganı etkisiz hâle getirerek daha büyük bir felaketi önleyen Suriyeli Ahmed’in kimliği neredeyse sistematik biçimde görünmez kılındı. Ahmed ne Müslüman olarak anıldı ne de göçmen kökeni vurgulandı. Belki de böylesi bir cesareti gösteren başkalarının hayatını kurtarabilmek için elinden ve kolundan vurulan birinin yanına yakıştıramadılar bu sıfatları kim bilir. Daha büyük bir faciayı önleyen Müslüman Ahmed veya Suriyeli Ahmed demeye varmadı kalemleri belki de… Israrla Ahmed’in bir “meyve satıcısı” ve “iki çocuk babası” kimliği öne çıkarıldı.
Ne zamanki Ahmed Avusturalya kamuoyunda kahraman ilan edildi, ne zamanki üst düzey yetkililer kendisini ziyaret etmeye başladı işte ancak o zaman Ahmed’i görmek zorunda kaldı Alman medyası. Günler sonra ailesiyle görüşmeler yapıldı, hikâyesi “keşfedildi”. Yani Müslüman bir göçmenin cesareti değil de, kahramanlığının onaylanması kamuoyunun dikkatini çekti.
Hannover’de Sessizlikle Geçiştirilen Saldırılar
Avusturalya saldırısından birkaç gün önce 9 Aralık gecesi saat 03.00 sularında Hannover’de iki cami saldırıya uğradı. İslam Toplumu Millî Görüş’e (IGMG) bağlı Hannover Camisi’nin dış duvarlarına İsrail Savunma Kuvvetleri’ne atıfla “IDF” ve “İsrail” yazıları yazıldı. Aynı saatlerde Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı Hannover Merkez Camii duvarlarına da benzer ifadeler yazıldı. Ne konu medyada ciddi biçimde gündem oldu ne de yetkililer tarafından güçlü bir kınama geldi. Köln sinagogunun önünden geçerken orada koruma için bekleyen polisleri görünce daha önceleri cami saldırılarında defalarca aklımdan geçenler yine geçti. Hannover’de iki caminin dışına yazılan yazıların tam tersi Almanya’da iki sinagogun dış cephesine yazılsaydı. Polis derhal kamuoyuna geniş geniş açıklamalar yapar, siyasi yetkililer en üst makamlardakinden alt makamlara değin ardı ardına kınama ve Yahudi cemaatiyle dayanışma mesajları, Müslüman cemaatlerin hemen acil acil kınamalar yayınlaması beklenirdi, ne de olsa anti-semit diye derhal yaftalayacak kılıflar da hazır.
Şimdi bir de bu senaryoda siyasilerin ve polisin hiçbir açıklama yapmadığını, kınama yayımlamadığını düşünelim. Almanya için düşünemedik değil mi? Ne yazık ki Hannover’de Müslümanlar için tam olarak da bu yaşandı.
Almanya’da yalnızca 2025 yılı bitmeden bine yakın İslam karşıtı suç kayıtlara geçti. Kayıtlara geçmeyenlerle rakamlar bini zaten geçecektir. Her yıl azalmadan artan bu rakamlar münferit olaylara değil, aslında yapısal bir soruna işaret ediyor. Tam da bu nedenle her küçümseme, her gecikme, her iletişimsizlik, her “görmeme” mağdurlar için ikinci bir darbe anlamına geliyor. Almanya’daki Müslümanların özel bir ayrıcalık talebi yok. Sadece diğer dinî topluluklara gösterilen ciddiyetin kendilerine de gösterilmesini istiyorlar. Çünkü ibadethanelere yönelik saldırılar, hedefi kim olursa olsun, toplumsal barışı zehirler. Bunlar önemsiz vandalizm olayları değil; korku üretmeyi amaçlayan siyasi mesajlardır.
Hannover’deki camilere yönelik saldırılar şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Saldırıya uğrayan ibadethane cami olmasaydı, bu kadar sessiz kalınır mıydı? Bu soruya verilen cevabın yönü, Almanya’nın Müslümanları gerçekten görüp görmediğini de açıkça ortaya koyacaktır. Ve Almanya’nın görmediği, görmek istemediği Müslümanların coğrafi konumu da fark etmiyor, ister Almanya içinde ister Gazze’de isterse Avustralya’da olsun…