YAZARLAR
Almanya’da Gerçekler ve Söylemler Arasında: Göçmenler Üzerinden Siyaset
Almanya’da son günlerde yaşanan gelişmeler, Avrupa siyasetinin hangi kırılgan zemin üzerinde ilerlediğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Özellikle Başbakan Friedrich Merz’in göçmenleri hedef alan açıklamaları, yalnızca siyasi bir tartışma değil; aynı zamanda toplumsal barış açısından da ciddi bir alarm niteliği taşıyor.
Merz’in dijital şiddet konulu bir tartışma üzerine; ülkedeki artan şiddetin önemli bir bölümünü göçmenlere bağlayan ifadeleri, bireysel suçları kolektif kimliklere yükleyen tehlikeli bir yaklaşımı yeniden meşrulaştırmaktadır. Oysa ki resmî veriler bu iddiaları doğrulamıyor. Federal Emniyet Teşkilatı’nın (BKA) açıkladığı verilere göre 2024 yılında adi suçların yalnızca yüzde 9’u göçmenler tarafından işlendi. Cana kast suçlarında bu oran yüzde 12,2, cinsel özgürlüğe karşı suçlarda ise yüzde 7,9 olarak kaydedildi. Bu veriler, göçmenleri genelleyici bir suç söylemiyle hedef almanın gerçeklikten uzak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Merz’in tartışmalı söylemleri yeni de değil. Geçtiğimiz yıl “göçmen varlığının şehirlerin görüntüsünü bozduğu” yönündeki ifadeleri ve “Kızlarınıza sorun” şeklindeki ısrarı, toplumun geniş kesimlerinde tepkiyle karşılanmıştı. Bu tür açıklamalar hele de develetin en tepelerinden geldikçe, yalnızca siyasi polemik üretmekle kalmıyor; aynı zamanda toplumsal güven duygusunu zedeleyen, toplumu kutuplaştıran bir dilin yaygınlaşmasına neden oluyor. Oysa Almanya’nın ekonomik ve sosyal yapısının göçmen emeği olmadan sürdürülemeyeceği ülkenin bir hakikati olarak karşımızda duruyor.
Bu söylemler, Avrupa’da giderek normalleşen popülist dilin bir parçasıdır. Göçmenleri hedef alan bu yaklaşım, günlük hayatta ayrımcılığı beslerken aşırı sağın söylemlerine de alan açmaktadır. Nitekim Avusturya’da bir Türk aileye yönelik ırkçı saldırı ve sonrasında düzenlenen destek gösterileri, hem tehlikenin büyüklüğünü hem de toplumsal duyarlılığı birlikte gözler önüne sermektedir.
Öte yandan Almanya Cumhurbaşkanı’nın İran savaşı hususunda uluslararası hukuka vurgu yapan açıklamaları, Avrupa siyasetinde ilkesel bir duruşun hâlâ mümkün olduğunu göstermektedir. Ancak aynı hassasiyetin her konuda sergilenmemesi, değerler konusundaki tutarsızlık eleştirilerini de beraberinde getirmektedir. Fransa’da Filistin destekçisi bir dernek başkanına verilen hapis cezası da ifade özgürlüğü açısından kaygı verici bir örnektir.
Tüm bu gelişmeler bize şunu gösteriyor: Avrupa, ya değerlerine sadık kalacak ya da korkuların yön verdiği bir siyaset anlayışına teslim olacaktır. Göçmenleri günah keçisi ilan eden bir dil, kısa vadede siyasi kazanç sağlayabilir; ancak uzun vadede birlikte yaşama iradesini zayıflatır ve ülke geleceğine büyük zararlar verir.
Gazze Yardımları
İnsanlık adına umut veren gelişmeler de var. Gazze’de yaşanan ağır gıda ve insanlık krizine karşı her daim Gazze halkının yanında olan Hasene derneği, insani yardım çalışmaları kapsamında son olarak 73 bin kişiye ulaştı. Tüm emeği geçenlere ve hayır sahiplerine teşekkür ediyorum.