Sandık, Vicdan ve Demokrasi

Sandık, Vicdan ve Demokrasi

Avrupa bir seçim döneminden geçiyor. Almanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere’de yerel seçimler ve eyalet seçimleri, bazı şehirlerde yerel seçimlerin ikinci turları yapıldı, yapılacak. Demokrasi, yine sandık başında kendini sınıyor. Son olarak Baden-Württemberg’te 8 Mart’ta yapılan seçimlerde aşırı sağın oylarını yaklaşık sekiz puan artırması, demokrasinin önündeki en ciddi uyarı işaretlerinden biri. Bu tabloyu doğru okumak gerekiyor. Çünkü aşırı sağın yükselişi sadece göçmenleri ilgilendiren bir mesele değil. Bu, demokratik toplumun tamamını ilgilendiren bir meseledir. Nitekim aşırı sağın artık yalnızca doğu eyaletlerinde değil, Batı Almanya’da da kalıcı bir siyasi güç hâline gelmeye başlaması Almanya’nın demokratik yapısı açısından önemli bir eşiktir.

Üstelik bu yükseliş yalnızca Almanya’ya özgü değil. Birleşik Krallık’ta yapılan ara seçimde aşırı sağın oylarını hızla artırması da bunun bir başka işareti. Geleneksel iki partili sistemin sarsıldığı ve yeni siyasi aktörlerin güç kazandığı bir döneme giriyoruz.

Tam da bu nedenle sandık çok önem taşıyor. Çünkü demokrasi yalnızca bir sistem değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Seçimlere katılımın düşük olduğu toplumlarda boşluklar oluşur. Ve bu boşluklar çoğu zaman en gürültülü ama en tehlikeli sesler tarafından doldurulur.

Almanya’da önümüzdeki haftalarda Hessen ve Rheinland-Pfalz gibi eyaletlerde yapılacak seçimler de bu açıdan büyük önem taşıyor. Rheinland-Pfalz’ta özellikle aşırı sağın anketlerde yükselmesi dikkat çekiyor.

Seçimlere katılmak bu yüzden sadece bir siyasi tercih değil; aynı zamanda bir toplumsal sorumluluktur. İslam geleneği de toplumsal sorumluluğu pasif bir tutum olarak değil, aktif bir ahlaki yükümlülük olarak görür. Kamu yararı için sorumluluk almak, adaletin ve vicdanın bir gereğidir.

Elbette Avrupa’daki siyasi tartışmalar yalnızca seçimlerle sınırlı değil. Uluslararası gelişmeler de siyasi atmosferi şekillendiriyor. Gazze’de yaşanan insani felaketle ilgili olarak Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya son olarak Hollanda ve İzlanda’nın müdahil olması, uluslararası hukuk açısından önemli bir gelişme. Böylece davaya müdahil olan ülke sayısı 18’e yükselmiş durumda. Bu gelişme, uluslararası hukukun ve insan haklarının korunması konusunda devletlerin sorumluluğunu bir kez daha gündeme getiriyor.

Öte yandan Orta Doğu’daki savaş endişeleri artırıyor. İran çevresinde yaşanan gerilimler, giderek daha fazla ülkeyi ve insanı etkileyerek bölgede zaten kırılgan olan barışı daha da tehlikeye atıyor. Ramazan gibi Müslümanlar için çok önemli bir zaman diliminde Mescid-i Aksâ ve Harem-i İbrahim Camii’nin kapısına kilit vurulması asla kabul edilemez.  Savaşların kazananı olmaz; geriye yalnızca acı, yıkım ve yeni nesillere bırakılan travmalar kalır. Bu nedenle uluslararası toplumun daha fazla gerilim değil, daha fazla diplomasi üretmesi gerekiyor.

Bugün Avrupa’da ve dünyada yaşanan bütün bu gelişmeler bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Demokrasi ve barış kendiliğinden var olmaz. Onlar korunmak zorundadır. Ve demokrasinin korunmasının ilk adımı da sandıktır.

Bu nedenle çağrımız açık ve nettir: Seçimlere katılın. Demokratik haklarınızı kullanın. Korku söylemlerine, ayrıştırıcı dile ve aşırı sağın normalleşmesine izin vermeyin. Çünkü sandığa gitmeyenler sadece bir oy kullanmamış olmaz; aynı zamanda geleceğe dair söz hakkını da başkalarına bırakmış olur.

Bayramımız Mübarek Olsun

11 ayın sultanı ramazan ayını teravih namazlarımızla, zekât fitre ve sadakalarımızla geride bırakarak bayrama kavuştuk. Rabbimize hamdolsun, Allah maddi manevi tüm ibadetlerimizi kabul eylesin. 2026 yılında Ramazan Bayramı ile Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Haftaları aynı döneme denk geliyor. Bundan dolayı “Komşularla Bayram” adlı bir proje başlatarak hem cami hem de evlerimizin yanındaki Müslüman olmayan komşularımızla da bayramlaşarak komşuluk ilişkilerini güçlendirmek ve toplumda karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü pekiştirmek istedik. Tüm camilerimizi ve cemaatimizi bu aksiyona katılmaya davet ediyorum.