Orta Doğu’dan Avrupa’ya Saldırılar ve Umut Arasında Ramazan

Müslümanlar olarak ramazanı büyük bir sevinç ile karşılamışken maalesef Ortadoğu’da patlak veren İran savaşı ve buna bağlı son gelişmeler bizi oldukça endişelendirmektedir. Gazze’de aylardır süren insani dram, Suriye’de ve bölgenin farklı noktalarında devam eden istikrarsızlık, Yemen’den Lübnan’a uzanan gerilim hattı, Sudan’daki açlık felaketi ramazana buruk bir gölge düşürüyor. Dualarımız bir yanda Avrupa’daki camilerimizde yükselirken, diğer yanda Orta Doğu’daki mazlumların feryadı kulaklarımızda çınlıyor. Bu çifte gerçeklik, bu yılki ramazanı sevinç ile sorumluluk arasında daha derin bir muhasebe ayına dönüştürüyor.

Avrupa’nın ve dünyanın birçok şehrinde artık sadece Müslümanların değil, kamusal hayatın da bir parçası. Londra’dan Frankfurt’a kadar pek çok şehrin meydanları ışıklarla süslendi; vitrinlerde “Ramadan Mubarak” yazıları, marketlerde ramazan temalı ürünler yer aldı. Bu görünürlük sevindirici; fakat bazı çevrelerde rahatsızlık da üretiyor. Ramazanın gelişi kimileri için rahmet, kimileri için ise maalesef bir “tartışma fırsatı”.

Daha ramazanın ilk günü, Avusturya’da bir yetkilinin “oruç tutan çocuklar sıra sıra bayılıyor” iddiası gündeme taşındı. Somut veriye dayanmayan bu açıklama, ibadeti bir sağlık tehdidi gibi sunan eski alışık olduğumuz reflekslerin yeni bir örneğiydi. Oysa orucun kimlere farz olduğu, kimlerin muaf tutulduğu İslam’da son derece açıktır. Alarmist söylemler gerçeği değil, ön yargıyı büyütür.

Almanya’da ise Freiburg’daki ramazan ışıklandırması aşırı sağcı bir grubun saldırısına uğradı. Kablolar kesildi, yazılar kapatılmaya çalışıldı. Fakat şehir yönetimi başta olmak üzere, Hristiyan, Yahudi dinî toplulukları ve sivil toplum açık bir dayanışma sergiledi. Belediye Başkanı Martin Horn’un “Ramazan aydınlatması benim inancımı elimden almıyor, ortak noktalarımızı görünür kılıyor” sözleri, aslında birlikte yaşamanın en sade özetiydi.

Hannover’de ramazanın ilk gününde bir camiye yapılan polis baskını da uzun süre konuşuldu. İhbarın oyuncak silahlardan kaynaklandığı anlaşıldı. Ancak müdahalenin şekli tartışma konusu oldu. Güvenlik elbette önemlidir; fakat ibadet mekânlarına yönelik uygulamalarda hassasiyet de en az güvenlik kadar önem taşır.

Birleşik Krallık’ta Manchester Merkez Camii’ne yönelik saldırı girişimi ise ramazan ayında dahi nefretin nasıl organize olabildiğini gösterdi. Çok şükür ki bir facia yaşanmadı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın güvenlik vurgusu ve destek mesajı ise Müslümanların yalnız olmadığını ortaya koydu.

Hollanda’da kurulan yeni hükûmetin İslam okulları ve Kur’an kurslarına yönelik sıkı denetim planları da ayrı bir başlık. Eğitim özgürlüğüne vurgu yapılsa da dinî eğitimin “kötüye kullanım” söylemi üzerinden tartışmaya açılması, Müslümanların kamusal varlığının sürekli bir denetim alanı gibi görülmesiyle bağlantılı.

Avrupa’nın farklı ülkelerinde benzer başlıklar tekrar ediyor: Ramazan, camiler, Kur’an kursları, Müslüman çocuklar… Sanki Müslümanların görünürlüğü başlı başına bir sorunmuş gibi.

Fakat madalyonun diğer yüzünde başka bir gerçek var. Ramazan artık Avrupa’nın bir gerçeğidir. Belediyeler ışıklandırma yapıyor, siyasetçiler destek mesajları yayımlıyor, komşular iftar sofralarında buluşuyor. Bu görünürlük kolay kazanılmadı; yılların emeği, sabrı ve hukuk mücadelesiyle oluştu.

Teşkilatımızda ise Elhamdülillah ramazan tüm güzelliğiyle yaşanıyor. Camilerimizde mukabeleler, teravihler, iftar sofraları kardeşliği pekiştiriyor. Bölgelerimizin ve Genel Merkezimizin programlarında dayanışma ruhu hissediliyor. Bağışçılarımızın emanetleri dünyanın dört bir yanında ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor, yetimlerle buluşuluyor.

Bütün bu tablo bize iki şeyi aynı anda hatırlatıyor. Birincisi, umut var. Dayanışma var. Vicdanı diri insanlar var. İkincisi, sorumluluk var. Ramazan sadece süslemelerden ibaret değil; ahlakı kuşanma ayıdır. Sabırla, vakar ile, hikmetle hareket etme ayıdır. Provokasyonlara kapılmadan; ama haksızlık karşısında da susmadan durabilme ayıdır.

Biz korku senaryolarının öznesi değiliz. Bu toplumların eşit ve onurlu parçasıyız.

Ramazan her yıl bize aynı hakikati hatırlatır: Karanlık ne kadar gürültülü olursa olsun, bir kandil onu deler, geçer. Bu yıl hem Orta Doğu’nun yaralı şehirlerinde hem Avrupa’nın meydanlarında o kandiller yanıyor. Bize düşen, saldırılarla gölgelenmek istenen bu ayı umuda dönüştürmek; o ışığı sadece sokaklarda değil, kalplerimizde de diri tutmaktır.