Karpuzdan Tehlike Devşirmek: Alman Aklının Yeni “Sebze Meselesi”

Karpuzdan Tehlike Devşirmek: Alman Aklının Yeni “Sebze Meselesi”

Almanya’da artık yalnız sloganlar değil, karpuz dilimleri ve ahtapot çizimleri de “şüpheli” muamelesi görüyor. Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın son raporu, Almanya’nın “ifade özgürlüğü” ile “tarihsel suçluluk psikolojisi’ arasında nasıl savrulduğunu yeniden gözler önüne serdi.

Bir zamanlar dünyaya hukuk, felsefe ve musikî ihraç eden Alman aklı, bugün geldiği noktada karpuz diliminden “devlet güvenliği tehdidi” üretmeye başlamış durumda. Bundesamt für Verfassungsschutz yani Alman Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın yayımladığı son rapor, Filistin dayanışmasının sembollerinden biri olan karpuz dilimini ve bazı ahtapot figürlerini “antisemitik kodlar” arasında değerlendirerek dünyaya yeni bir örneklik bahşetti.

Rapora göre özellikle Filistin haritası biçiminde kullanılan karpuz görselleri, İsrail’in “var olma hakkını inkâr” anlamına gelebiliyormuş. Ahtapot figürü ise sözde “Yahudi dünya komplosu” imalarına kapı aralıyormuş.

İşin en garip tarafı ise şurada başlıyor: Almanya, Nazi döneminde insanlığa karşı işlediği suçların tarihî yükünü öyle bir psikolojik mahkûmiyete dönüştürdü ki, bugün İsrail hükümetinin Filistin’de işlediği suçları meşrulaştırmayı, görmezden gelmeyi hatta eleştirenleri kriminalize etmeyi adeta “insanî vecibe” sanıyor. Gazze’de binlerce çocuğun öldürülmesini, Bati Şeria’da evlerin zevkine yıkılmasını, Mescid-i Aksa’ya sürekli baskın yapılmasını suç saymayan Berlin’deki siyasî akıl, geldiği bu noktada vicdan ile suçluluk hissi arasındaki muvazeneyi kaybedeli hayli zaman olmuş görünüyor.

Öyle ki artık mesele antisemitizmle mücadele olmaktan çıkmış durumda. Çünkü gerçek antisemitizmle mücadele başka şeydir; karpuz diliminden ideolojik tehdit çıkarmak başka. Bu, biraz akıl sınırlarını zorlayan bir hâlet-i ruhiye meselesidir. İnsan bazen “Acaba sıradaki yasaklı nesne salatalık mı olacak?” diye düşünmeden edemiyor.

Alman basınında ve hukuk çevrelerinde de bu rapor ciddi tartışma doğurdu. Bazı hukukçular, devletin sembolleri kriminalize ederek ifade özgürlüğünü daralttığını savunuyor. Özellikle Filistin’e destek veren çevreler, Almanya’nın her İsrail eleştirisini otomatik biçimde antisemitizm torbasına attığını belirtiyor.

Üstelik karpuz sembolünün geçmişi yeni değil. 1967 sonrası Filistin’de işgalcı İsrail tarafından Filistin bayrağının yasaklandığı dönemlerde insanlar kırmızı, yeşil, beyaz ve siyah renkleri taşıdığı için karpuzu sembolik bir ifade aracı olarak kullanıyordu. Bugün ise Almanya’da bu sembol neredeyse “sebze-i memnua” muamelesi görüyor.

Elhasıl, Almanya’nın içinde bulunduğu vaziyet biraz trajikomik. Nazi geçmişinin kefaretini ödemeye çalışırken, başka bir halkın maruz kaldığı acılara karşı sağırlaşmak; sonra da buna “insanî hassasiyet” demek. Almanya’nın içıne düştüğü bu tarjıkomiklik, siyasî muhakemeden ziyade tarihî bir vehim hâlidir. Korkarım yakında Almanya’da karpuz satan bir manav tezgâhı bile “yüksek riskli politik alan” ilan edilirse kimse şaşırmayacak.

Amma ben, bir karpuz alıp yiyeceğim. Üçgen şeklinde keseren foşurtarak.