YAZARLAR
Almanya Güvenilmezliğe Yatırım Yapmamalı
Amerikan kralı mı başkanı mı desem bilemiyorum ama, dünyanın kabadayısı diyebileciğimiz Başkan Donald Trump’ın 2025 yılında yeniden Beyaz Saray’a dönmesinden sonra Avrupa güvenlik mimarisinde taşlar yerinden oynamaya başladı. Washington yönetimi NATO müttefiklerine yönelik sert söylemlerini artırdı.
Bu süreçte en dikkat çekici hususlardan biri Almanya’nın kendisini giderek daha yalnız hissetmesidir. Aha bakın Almnya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine giremeyişi tam da bu yalnızlığı gözümüze vuran en son gelişmedir.
Bir tarafta ABD’nin Avrupa’ya yönelik güvenlik taahhütlerini yeniden tanımlama eğilimi, diğer tarafta ekonomik alanda uygulanan gümrük tarifeleri ve ticaret baskıları Almanya’nın uzun yıllardır alışık olduğu Atlantik konforunu sarsmıştır.
Hal böyleyken insan şu soruyu sormadan edemiyor: Almanya, neden yanı başındaki Türkiye gibi güvenilir bir ortağa yeterince bakmıyor?
Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler günübirlik değildir. Bu münasebet, 1871’de Alman birliğinin kurulmasından sonra başlayan ve Osmanlı-Alman yakınlaşmasıyla derinleşen uzun bir tarihî arka plana sahiptir. Birinci Dünya Savaşı’nda kader ortaklığı yapan iki devlet, Soğuk Savaş döneminde de aynı güvenlik ekseninde yer almıştır. Bugün milyonlarca Türk kökenli insan Almanya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının ayrılmaz bir parçasıdır.
Berlin’de bazen unutuluyor gibi görünse de Türkiye, Almanya’ya karşı hasmane bir çizgi izleyen ülkelerden biri hiç olmamıştır. Bilakis iki ülke arasındaki ilişkiler zaman zaman krizler yaşasa da stratejik zemini tamamen kaybolmamıştır. Almanya’nın zor dönemlerinde Ankara çoğu zaman kapıları kapatan değil, açık tutan taraf olmuştur.
Daha da önemlisi Türkiye artık Avrupa’nın yükü değil, yük alıcısıdır. Karadeniz’den Balkanlar’a, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada güvenlik üretme kapasitesine sahip birkaç ülkeden biridir. NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olması, gelişen savunma sanayii ve operasyonel tecrübesi bu gerçeği pekiştirmektedir.
İşte tam bu noktada Almanya’nın ihtiyacı olan stratejik ve dengeli bir akıldır. Bu akıl Avrupa’nın güvenliği için Türkiye ile daha güçlü ve kurumsal bir ortaklık tesis etmeyi övütleyen akıldır.
Mesela, Türkiye enerji koridorlarında merkez ülkedir. Göç yönetiminde kilit aktördür. Avrupa’nın güneydoğu güvenlik hattının ana taşıyıcısıdır. Almanya açısından bakıldığında ise sadece dış politika ortağı değil, aynı zamanda içeride milyonlarca vatandaşın aile bağlarıyla bağlı olduğu bir ülkedir.
Almanya’da bazı çevreler, Türkiye ile stratejik yakınlaşma fikrine ideolojik reflekslerle yaklaşmaktadır. Fakat devletler hissiyatla değil, menfaat ve gerçeklikle yönetilir.
Bugün Türkiye güvenilir ortak olduğunu defalarca göstermişken, Almanya’nın güvenilirliği belirsiz aktörlere daha fazla yatırım yapması gerçekten izahı güç bir durumdur. Türkiye güvenilir ortak ama Almanya güvenilirsizliği güvenilirliğe niye tercih ediyor, anlamak mümkün değildir.
Almanya’nın artık ideolojik önyargıların değil, stratejik aklın sesine kulak vermesi gerekir.
