YAZARLAR
Toplumsal Kutuplaşmaların Korkutucu Boyutu
Hac ibadeti için kutsal topraklarda bulunduğum günlerde, Amerika’dan San Diego’nun en büyük camisi olan İslam Merkezi’ne silahlı saldırı düzenlendiği haberini aldık. 17 ve 18 yaşlarındaki iki genç saldırgan, cami girişinde önce bir güvenlik görevlisini, ardından iki kişiyi daha katletti. Güvenlik görevlisi, içeride namaz kılanlara zarar gelmemesi için canını siper etmişti; hayatını kaybetti. Saldırganların aracında İslam karşıtı yazılara, silahlarda nefret söylemine ve ırkçı ifadelere rastlandı. Polis, saldırıyı nefret suçu olarak soruşturuyor.
Gencecik iki insanın Müslüman çocukların dinî eğitim gördüğü bir okulu barındıran bir ibadet mekânını hedef alan saldırısı, toplumsal kutuplaşmaların insanları genç yaşta nasıl bir vahşete sürükleyebildiğini, bu vahşetin artık bir sisteme, bir ideolojiye dönüştüğünü gösteriyor. Bu tür ibadet mekânlarına yönelik saldırılar, insanlığın en kırılgan noktasına yönelik saldırılardır. Ve San Diego’daki bu tablo, Avrupa’da aşırı sağın oylarını artırdığı yönünde gelen haberlerle birlikte okunduğunda çok daha fazlasını anlatıyor.
Geçtiğimiz haftalarda Brandenburg eyaletindeki seçimlerde bir kentte aşırı sağ adayı, belediye başkanlığını oyların yarısından fazlasını alarak ilk turda kazandı. Almanya’da ilk defa aşırı sağ adayı doğrudan seçimle göreve geldi. “Aşırı sağcılık Brandenburg’da normalleşiyor” diyen yerel sivil toplum kuruluşu başkanının bu tespiti, kulağa ağır gelse de verilerin ortaya koyduğu gerçeği yansıtıyor.
San Diego’daki saldırı ile son dönemlerde Avrupa’daki aşırı sağın oylarını artırdığı sandık sonuçları özünde birbirinden bağımsız olaylar değildir. İkisi de aynı zemin üzerinde yükseliyor. Nefret söyleminin normalleştiği, Müslümanlara yönelik düşmanlığın meşruiyet kazandığı bir ortamda yetişen genç zihinler ya oy pusulasına ya da nefret suçlarına yöneliyor. Aşırı sağın yükselişini yalnızca oy sayıları üzerinden değil, bu yükselişin toplumsal zemini üzerinden okumak gerekiyor. İnsanlar kendilerini duyulmamış ve güvencesiz hissettiğinde, kolay cevaplar sunan ve korku üzerine inşa edilmiş siyasi akımlar güç kazanır. Bu tablo Almanya’ya ya da Amerika’ya özgü değil; Avrupa’nın ve Batı dünyasının geniş bir coğrafyasında benzer biçimlerde kendini gösteriyor. Burada asıl tehlike, ayrımcılığın ve dışlamanın siyaset sahnesinde meşruiyet kazanmasıdır. Bunun bedelini en ağır ödeyenler ise toplumun en kırılgan kesimleri olacaktır; göçmenler, Müslümanlar ve azınlıklar.
Hac ve Kurban Ümmetin Birliği
Bütün bu karanlıkta, dünyanın dört bir yanından milyonlarca Müslüman’ın kutsal topraklarda buluştuğu günlerdeyiz. Hac ibadeti; kökeninden, diline, rengi ve coğrafyasına bakılmaksızın tüm Müslümanları aynı safta, aynı kıyafette, aynı niyetle bir araya getiriyor. Bu, ümmetin en büyük ve en somut birlik göstergesidir. Teşkilatımız, bu yıl da hacılarımıza Allah’ın izniyle en iyi organizasyonla bu kutlu topraklarda hizmet ediyor.
Kurban ibadeti ise bu birliğin en geniş halkasıdır. Bu yıl Hasene 75 ülkede kurban kesimi gerçekleştirecek. İhtiyaç sahibi kardeşlerimizin sofrasına ulaşacak olan her kurban, ümmetin birbirinden ne kadar uzak olursa olsun aynı kalbe bağlı olduğunun ifadesidir.
Kurban Bayramı’nın ve hac mevsiminin başta Filistin’deki mazlumlar olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara hayır, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Rabbim bu mübarek günleri, barış ve adaletin yeryüzüne yayılışına vesile eylesin.