YAZARLAR
Rakamların Gösterdiklerini, Görebiliyor muyuz?
Avrupa’da bilhassa Almanya’da yaşayan herkes şunu biliyor: Ayrımcılık soyut bir kavram değil, gündelik hayatın içine sinen, iş başvurularında, konut aramalarında, sağlık hizmetlerinde ve sokakta yaşanan somut bir gerçek. Almanya Federal Ayrımcılıkla Mücadele Kurumu’nun açıkladığı 2025 yılı raporu bu gerçeği bir kez daha rakamlarla ortaya koyuyor: Geçen yıl kuruma yapılan ayrımcılık başvurusu sayısı 13 bini aştı ve bu, son yılların en yüksek değeri. Bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 15’lik bir artış. Bu rakamları dikkate değer kılan yalnızca büyüklükleri değil. Asıl önemli olan, bu sayıların kuruma ulaşanları gösterdiği; yaşananların yalnızca görünen kısmını yansıttığı gerçeğidir. Ayrımcılığa uğrayanların büyük çoğunluğu bunu hiçbir yere bildirmiyor. Bu bağlamda 13 bin başvuru, bir buzdağının ucu sadece. Raporun en çarpıcı bulgusu, başvuruların yaklaşık yüzde 43’ünü oluşturan ırkçı ayrımcılık kategorisi. Bu alandaki başvurular 2021’den bu yana iki kattan fazla artmış durumda. Bu tabloda özellikle bir kesim dikkat çekiyor: başörtülü Müslüman kadınlar. Rapora göre 2025 yılında Müslüman başörtüsüyle bağlantılı 172 danışma başvurusu kaydedildi. Raporun bir diğer önemli tespiti ise mevcut hukuki çerçevenin yetersizliğidir. Devlet kurumları, sağlık sektörü ve yapay zekâ destekli süreçler hukuki açıdan hâlâ bir gri alanda. Reform tartışması devam ediyor; ama rakamların hızı, reformların adımlarını çoktan geride bırakmış durumda.
Ayrımcılık raporuyla eş zamanlı açıklanan Brandenburg eyaleti verileri, tabloyu daha da ağırlaştırıyor. 2026 yılının ilk çeyreğinde Brandenburg’da mültecilere ve mülteci barınma merkezlerine yönelik suç sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 42’den 53’e yükseldi.
Aşırı Sağ İktidar Kapısına Dayandı
Bu tabloyu okurken Almanya siyasetindeki çok daha yapısal bir dönüşümün işaretlerini görmezden gelmek mümkün değil. Saksonya-Anhalt’ta Eylül ayında yapılacak eyalet seçimlerine ilişkin son anketler, aşırı sağın açık ara birinci konumda olduğunu ortaya koyuyor. Bu, Almanya tarihinde aşırı sağcı bir partinin bir eyalette tek başına iktidar olabileceği gerçek anlamda ilk senaryo. Aşırı sağ ise İslam’ın “Almanya’ya ait olmadığını”; camilerin görünürlüğünden ezan okunmasına kadar her şeyin sınırlandırılacağı vaat ediyor. Bu gelişmenin yalnızca Saksonya-Anhalt’ı ilgilendirdiğini düşünmek yanıltıcı olur. Uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları, olası bir aşırı sağ eyalet hükûmetinin tüm Almanya için bir “model deney” işlevi göreceği konusunda uyarıyor.
Tüm bu raporların ve anketlerin raporları aslında çok şey gösteriyor ancak yetkililer ve bizler bunları görebiliyor muyuz aslında sorulması gereken sorular budur.
Vicdanlar Susmadı: Paris’ten Filistin’e Dayanışma
Bütün bu ağır tablonun içinde, vicdanların henüz susmadığını gösteren bir haber de var. Paris Belediyesi, Filistin halkının tamamına fahri hemşehrilik vermeye hazırlanıyor. 2025 yılında Gazzelilere bu unvanı tanıyan belediye, bu yıl kararını tüm Filistin halkını kapsayacak şekilde genişletti. Hukuki bağlayıcılığı olmasa da bu karar, büyük bir Avrupa başkentinin Filistin meselesini vicdani bir sorumluluk olarak gördüğünün ilanıdır. Kurumların sessizliği içinde belediye meclislerinin, üniversitelerin ve filolarla Gazze’ye açılan bireysel vicdanların yükselen sesi, uluslararası toplumun vicdanını ortaya koyuyor.
Ümmetin birliği ve dirliği için her daim çaba gösteren teşkilatımız Hasene ile birlikte Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Orta Asya Müslümanlarının temsilcilerinin bir araya getireceği çok değerli bir çalışmanın hazırlıklarını tamamladı. 12-13 Haziran’da yapılacak konferansın ümmete ve insanlığa hayırlar getirmesini dilerim.
