1500 Yıllık Miras Ayasofya’da Tarihî Restorasyon
@Shutterstock
İstanbul’un siluetinin en önemli parçalarından biri olan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde kapsamlı restorasyon ve güçlendirme çalışmaları sürüyor. Tarih boyunca birçok kez deprem ve yapısal sorunlarla karşı karşıya kalan Ayasofya’nın gelecek nesillere güvenle aktarılması hedefleniyor.
- ARKA PLAN
- 17 Eylül 2026
- 385
Dünya mimarlık tarihinin en önemli eserleri arasında yer alan Ayasofya, bugünkü yapısıyla 532-537 yılları arasında Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemius’un yönetiminde inşa edildi. Yapımında yaklaşık 10 bin kişinin çalıştığı belirtilen eser, dönemi açısından oldukça iddialı mimari özellikleriyle öne çıktı.
Ancak Ayasofya’nın görkemli mimarisi aynı zamanda yapısal açıdan büyük bir hassasiyeti de beraberinde getirdi. Tarihi boyunca depremlerden etkilenen yapının kubbesinde çökmeler meydana geldi ve farklı dönemlerde çeşitli onarımlar gerçekleştirildi. 1344 yılında meydana gelen şiddetli deprem de yapıya ağır zarar verdi. Ayasofya, gerçekleştirilen onarımların ardından 1354 yılında yeniden ibadete açıldı.
Osmanlı Döneminde Ayasofya’nın Güçlendirilmesi
İstanbul’un 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilmesinin ardından camiye dönüştürülen Ayasofya’da yeni bir dönem başladı. Fatih döneminden itibaren yapının korunmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirilirken, zaman içerisinde mihrap, minber, medrese ve minare gibi yeni unsurlar da yapıya eklendi.
Ayasofya’nın ayakta kalmasında Mimar Sinan’ın gerçekleştirdiği çalışmalar ise önemli bir yer tuttu. Sultan II. Selim döneminde yapının güçlendirilmesi için çalışan Sinan, kubbeyi taşıyan duvarları destekledi ve yapının dış kısmına payandalar ekledi. Osmanlı dönemindeki müdahaleler yalnızca yapısal güçlendirmeyle sınırlı kalmadı. Sultan I. Mahmud döneminde şadırvan, sıbyan mektebi, imaret, kütüphane ve hünkâr mahfili gibi bölümlerin eklenmesiyle Ayasofya ve çevresi bir külliye niteliği kazandı.
Ana Kubbe ve Yarım Kubbeler Güçlendiriliyor
Ayasofya’da bugün yürütülen çalışmalar ise yapının yaklaşık 1500 yıllık tarihinde gerçekleştirilen koruma müdahalelerinin yeni bir aşamasını oluşturuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Bilim Heyeti ve Koruma Kurulunun kararları doğrultusunda sürdürülen çalışmalarda, özellikle yapının depremlere karşı dayanıklılığının artırılması amaçlanıyor.
Bu kapsamda ana kubbe, yarım kubbeler ve eksedraların güçlendirilmesi planlandı. Ana kubbe üzerinde geçici çelik çatının kurulumu tamamlanırken, kubbenin kurşun kaplamalarının kontrollü şekilde açılması için çalışmalar sürüyor. Uzmanların modelleme ve statik analizleri sonucunda doğu yarım kubbenin de güçlendirilmesi gerektiği belirlendi.
Çalışmalar yalnızca Ayasofya’nın statik yapısını kapsamıyor. Ana kubbenin iç kısmındaki mozaiklerde temizlik ve konservasyon çalışmaları yürütülürken, mozaik yüzeylerinin çalışmalar sırasında zarar görmemesi için geçici koruyucu uygulamalar gerçekleştiriliyor. Doğu yarım kubbedeki mozaik ve kalem işi bezemelerin yanı sıra mihrap duvarındaki mermer yüzeyler de koruma çalışmalarına dahil edilecek.
1500 Yıllık Katmanlar Korunacak
Bilim Heyeti Üyesi Prof. Dr. Can Şakir Binan, Ayasofya’nın yalnızca Türkiye’nin değil, insanlığın ortak kültürel mirasının en önemli yapılarından biri olduğuna dikkat çekiyor. Restorasyonda temel hedefin yapıyı belirli bir tarihsel döneme geri döndürmek değil, yaklaşık 1500 yıllık geçmişinin oluşturduğu farklı tarihî katmanları birlikte korumak olduğu belirtiliyor.
Bu yaklaşım, Ayasofya’nın tarih boyunca geçirdiği dönüşümü de yansıtıyor. Bizans döneminden Osmanlı’ya, Cumhuriyet döneminden günümüze kadar farklı dönemlerin izlerini aynı çatı altında taşıyan yapı, bugün hem ibadethane hem de dünya kültür mirasının önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.
Yürütülen çalışmalarla Ayasofya’nın yalnızca kubbesi ve taşıyıcı sistemi değil; mozaikleri, hatları, mermerleri ve farklı medeniyetlerden kalan tarihî izlerinin de korunarak gelecek kuşaklara aktarılması amaçlanıyor.






