YAZARLAR
Asgari Ücret, Lütuf Değil Güvencedir
@shutterstock
Bir işyerinde aynı işi yapan çalışanların ücret ve yan haklar bakımından neden farklı muamele gördüğü, iş hukukunun temel sorularından biridir. Federal İş Mahkemesinin 30.09.2026 tarihli kararı (dosya no: 10 AZR 62/26), bu soruya en düşük ücret grubundakiler açısından bir yanıt verdi: Asgari ücret artışından yararlananların, sırf bu nedenle işverenin gönüllü ödemelerinden mahrum bırakılamayacağına hükmedildi.
Kararın merkezinde çalışma hukukundaki eşit davranma (arbeitsrechtlicher Gleichbehandlungsgrundsatz) ilkesi bulunuyor. İşveren kendi isteğiyle bir ek ödeme yaptığında, çalışanlar arasında elbette her farkı ortadan kaldırmak zorunda değildir. Ancak oluşturduğu gruplar, ödemenin amacıyla bağlantılı, makul ve nesnel sebeplere dayanmalıdır. Keyfi sınırlar ya da yasadaki asgari ücret amacını boşa çıkaran ölçütler hukuken geçerli değildir.
Somut olayda işveren, saat ücreti 1 Ekim 2022’de 12 Euro’ya yükselen çalışanlara aylık enflasyon ödemesini vermedi; yalnızca 250 avro tutarında tek seferlik ödeme yaptı. Gerekçesi şuydu: Asgari ücretteki artış, bu kişilerin satın alma gücünü zaten yükseltmişti. Mahkemeye göre ise bu yaklaşım ikna edici değildir. Zira asgari ücret, bir lütuf değil, insan onuruna uygun asgari çalışma koşullarının ve toplumsal yaşama katılımın yasal güvencesidir.
Bu nedenle asgari ücretteki zorunlu artışın, işverenin ayrıca sağladığı enflasyon desteğinin yerine konulması kabul edilemez. Vergi ve sosyal güvenlik primi istisnasına tabi enflasyon telafisi de yasama organının anlayışına göre mevcut ücrete ek olarak ödenmelidir. Asgari ücret alan bakımından “mevcut ücret”, tam da kanunun belirlediği asgari ücrettir.
Karar, işverenlere önemli bir uyarıdır. Gönüllü ödemelerde takdir yetkisi vardır; fakat bu yetki eşitlik ilkesinin sınırları içinde kullanılır. Çalışanlar içinse mesaj açıktır: Asgari ücret artışı, başka sosyal veya mali avantajlardan vazgeçmenin bedeli haline getirilemez. Enflasyonun yükü en çok dar gelirliyi etkilerken, hukukun koruması da en zayıf noktada görünür olmalıdır.
Bu yaklaşım, ücret politikasında şeffaflığın da değerini hatırlatıyor. İşverenler, prim ve yardımların koşullarını baştan açık, tutarlı ve denetlenebilir biçimde belirlemelidir. Aksi halde iyi niyetli görünen destekler bile ayrımcı sonuçlara yol açabilir. Gerçek eşitlik, herkese aynı rakamı vermek değil; farklılaştırmayı hukuken savunulabilir nedenlere dayandırmaktır.
