Her Adımda Bir Sınav

Her Adımda Bir Sınav

Ekim ayı, Avrupa’daki Müslümanlar için yoğun bir gündem getirdi. Biri diğerinden bağımsız gibi görünen haberler, art arda okunduğunda aslında tek bir tablonun farklı parçaları olduğunu ortaya koyuyor. Müslümanların gündelik hayatı, ibadetleri, toplumsal varlıkları ve siyasi sesleri, her geçen gün daha fazla tartışmaya, kısıtlamaya ve hukuki baskıya konu oluyor.

Berlin’deki bir okul, öğrencilere ders aralarında namaz kılmasını yasakladı, mahkeme, yasağı hukuka uygun buldu. Kararın gerekçesi olarak ileri sürülen “okul barışını koruma” argümanı, yüzeysel okunduğunda makul görünebilir. Ama daha dikkatli bakıldığında şu soru kaçınılmaz oluyor. Okul barışını tehdit eden namaz kılan bir öğrenci mi, yoksa farklı bir inançtan gelmek başlı başına bir gerilim nedeni sayılıyor mu? Devletin dinî tarafsızlığı, dini görünmez kılmak değil; her inanca eşit mesafede durmak demektir. Bir öğrencinin mola vaktinde ibadet etmesi, kimsenin hakkını ihlal etmez; ders saatlerini aksatmaz; barışı bozacak nesnel bir tehdit oluşturmaz. Bu kararın gerekçesi hukuki değil, siyasidir.

Kuzey Ren-Vestfalya’da da benzer bir tablo gündeme geldi. Eyalette din özgürlüğünün siyasi çıkarlar doğrultusunda araçsallaştırılmasına ilişkin kaygılar derinleşiyor. Eyalet din özgürlüğünü siyasi suistimalden korumalıdır. Müslümanlara tanınan haklardan rahatsızlık duyan, seçim dönemlerinde bu rahatsızlığı seçmene siyasi malzeme olarak sunan anlayış, bugün Avrupa’nın pek çok ülkesinde ana akım siyasetin içine sızmış durumda. Söz konusu olan münferit tutumlar değil, sistematik bir stratejidir.

Fransa’da ise farklı ama eşit derecede endişe verici bir gelişme yaşandı. Bir Avrupa Parlamentosu vekili, Filistin’e dair yaptığı paylaşımlar gerekçesiyle iki yıl siyasetten men talebiyle karşı karşıya kaldı. Filistin için ses çıkarmak, belirli ülkelerde ve belirli platformlarda meşru bir siyasi tutum olmaktan çıkarılmaya çalışılıyor. Bu bir bireysel dava değil; kamusal söylemin sınırlarını kimin çizdiğine dair temel bir özgürlük sorunudur.

Kırgızistan’dan ve Hamburg’dan İki Müjde

Bütün bu ağır haberlerin arasında sevinçle karşıladığımız gelişmeler de var. Bilgiyle donanmış bir nesil, geleceğin en sağlam temelidir. Bu anlayışla Teşkilatımızın ve Hasene’nin yürüttüğü eğitim yatırımları, bu kez Orta Asya’nın kalbinde somut bir eser olarak hayat buldu. Kırgızistan’da İzgi Hasene Okulu açıldı. Hayırlara vesile olsun inşallah.

Hamburg’dan da güzel bir haber geldi: Şehirde 4.850 kişilik yeni bir Müslüman mezarlığı alanı açıldı. Bu yıl aynı zamanda Türkiye ile Almanya arasındaki işgücü anlaşmasının 65. yıl dönümü. 30 Ekim 1961’de imzalanan o anlaşmayla Almanya’ya gelen ilk nesil işçiler, burayı yurt edindi, kök saldı, kuşaklar yetiştirdi. Hamburg’daki mezarlık açılışı, sadece Türkiye’den gelenlerin değil diğer ülkelerden de gelen Müslüman neslin emanetini devralan torunlarının bu topraklarda artık tam anlamıyla ev sahibi olduğunun bir ifadesidir. Burada huzur içinde toprağa verilmek, 65 yıllık bir tarihin en doğal hakkıdır.

38. Yılında Kur’an’ın Sesi

17 Ekim’de 38. Uluslararası Kur’ân-ı Kerîm Tilavet Yarışması’nı büyük bir coşkuyla tamamladık. Avrupa’nın dört bir yanından gelen gençlerimiz, Kur’an’la kurdukları bağı bu güzel buluşmada bir kez daha dile getirdi. Onlarca yıldır kesintisiz sürdürülen bu gelenek, ne kadar baskı altında olursa olsun Müslüman topluluğunun ruhen ayakta durduğunun en güzel göstergelerinden biridir. Yarışmamızda derece alan tüm evlatlarımızı tebrik ediyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

Bu haftalarda yaşananlar bize yeniden hatırlattı: Her adım bir sınav, her kısıtlama bir duruş testi. Ama aynı zamanda şunu da görüyoruz: Avrupa’da mezarlıklar hizmete giriyor, Kur’an sesi yükseliyor ve varlığımız daha görünür hâle geliyor.