Hayat

Asra Yemin Olsun ki İnsan Ziyandadır

Ömür, doğum ile ölüm arasında geçen zaman dilimi, insanoğluna bahşedilen en büyük nimet ve paha biçilmez bir sermayedir. İnsanlar bu sermayenin, bir saniyesini bile boşa geçirmeden değerlendirmeye çalışmalı.
Sultan Ergün
05 Ekim 2021
@Shutterstock

Ömür, doğum ile ölüm arasında geçen zaman dilimi, insanoğluna bahşedilen en büyük nimet ve paha biçilmez bir sermayedir. İnsanlar bu sermayenin, bir saniyesini bile boşa geçirmeden değerlendirmeye çalışmalı. Bu bağlamda yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de asr suresi insanlığın kurtuluşu için kilit mesajlar içeriyor.

“Asra yemin olsun ki insan ziyandadır, ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr suresi, 103:1-3)

Bu dünya hayatının geçici bir oyalanma mekânı olduğunu vurgulayan Allah Teâlâ, ebedi yurdun, ahiret yurdu olduğunu birçok ayette belirtir. Şüphesiz Allah’tan geldik, tekrar O’na döneceğiz. Bu dönüşün nasıl olacağını, dünya hayatı belirler. “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyurur, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.). Yaşarken geçirdiğimiz zaman önemli bir sermaye aslında, pek de kıymetini bilemediğimiz. Dünyaya gelen herkes sermayesini bir şekilde kullanıp gidiyor. Yunus Emre’nin dediği gibi;
Sular hep aktı geçti.
Kurudu vakti geçti.
Nice han nice sultan
Tahtı bıraktı geçti.
Dünya bir penceredir
Her gelen baktı geçti…

Asr suresi Zamanın Değerini Öğretiyor

Bir giden de bir daha geri gelmiyor, sermayeyi tüketmiş oluyor. Asr suresinde Rabbimiz tam da bu duruma dikkati çekiyor. Fahreddin-i Razi tefsirinde, Asr suresinin tefsirinde şu ifadelere yer veriyor:

“Ben zamanın değerini pek anlayamazdım, Asr suresini okurdum da manasını gönlümde yer ettiremezdim. Ta ki Bağdat’ta bir buz satıcısına rastlayana kadar. O buz satıcısı, ‘Sermayesi her an eriyen bu adama acıyın.’ diye bağırmaktaydı.”

Rabbimiz herkesi belirli bir ömür sermayesi ile dünyaya gönderdi. Güneşin altında eriyen bir buz gibi, insan da her alıp verdiği nefeste ömür sermayesini eritiyor. Bu yüzden de ziyanda. İnsanın en değerli sermayesi ömrüdür, zamanıdır. Bu sebeple sermayesini boşa harcamamalı, her nefeste bir şeyler kazanmalı. Böylelikle ahirette Allah’ın huzuruna ak yüzle varmalıdır.

ASR SURESİ Ziyanı Kâra Çevirmenin Formülünü İçeriyor

Allah-u Teâlâ insana ziyanını nasıl kâra çevirebileceğinin formulünü Asr suresinde vaaz ediyor. Buna göre;

  1. Samimi bir şekilde iman etmek
  2. Salih amel işlemek
  3. Hakkı tavsiye etmek
  4. Sabrı tavsiye etmekle insan kâra geçmiş olur.

HAYATIN GAYESİ

Hayatın gayesi; Allah’ı bilip, O’nun çizmiş olduğu sınırlar içerisinde yaşamı sürdürmektir. Allah’a iman eden kişi bu dünyada bulunuş sebebini iyi idrak etmelidir. İman, sadece dilde değil kalpte de olmalıdır ki, samimi olsun. Hududullah’a boyun eğiştir iman. Nedensiz, mazeretsiz Allah’ın iradesini kendi iradesinin önüne geçirmektir iman. Samimi iman “Sen ne dersen başım üstüne.” diyebilmektir.

İMAN BİR İDDİADIR!

İman aynı zamanda bir iddiadır. Her iddia ispat ister. İman iddiasının ispatı da Allah için salih amellerdir. Nitekim bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadır:

“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (hepsi ve sadece) âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.’ ” (En’am suresi, 6:162)

EN BÜYÜK GAYE RIZÂ-İ İLÂHÎ

Mümin hayatının merkezine Allah rızasını almalıdır. Her ne yaparsa yapsın, Allah için ihlas ile yapmalıdır. Her durumda “İlâhî rızâ”ya talip olmalıdır. Ahirete doğru bir sefer var, bu yolculuğa hazırlıklı olmanın gerekliliğine Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde şu şekilde vurgu yapıyor:

“Yâ Ebu Zer! Gemini yenile çünkü deniz derindir. Azığını tam al, çünkü yol uzundur. Yükünü hafif tut, çünkü geçit çok sarptır. Amelini ihlaslı yap, çünkü gözetleyici, kalbin niyetine bakmaktadır.” (İbn-i Hacer-i Askalânî, el-Münebbihât).

Ömür sermayesi harcanırken, bu harcamalar Allah rızası için yapılan iyilik yönünde olmalıdır. Bu iyilik faaliyetlerinin iki yönde gerçekleşmesi gerekir:

  1. Yapılan salih amel insanın kendi nefsine faydalı olmalıdır.
  2. Yapılan salih amelin başkalarına da faydası dokunmalıdır.

AKTİF MÜSLÜMAN OLMAK

Namaz kılarak, oruç tutarak, zikir yaparak, tefekkür ederek vs. kişi kendi nefsine iyilikte bulunur. Sadece kendine iyilik yapan mümin pasif mümindir. Halbuki Allah bizden iyiliği ve hayrı başkalarına da dokunan aktif Müslümanlar olmamızı istemektedir.

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân suresi, 3:104). Bu ayete göre aktif Müslüman; hayra çağırarak, iyiliği emrederek, kötülükten alıkoyarak, Asr suresindeki hakkı tavsiye emrini yerine getirmiş olur.

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak.” diyen şair gibi, kötülük ile insanlar arasında gerekirse set olarak, bulunduğu yere iyilik mayası çalmayı bilmek gerekir. Allah’ın emirlerini insanlara bildirerek, Kur’ân-ı Kerîm’e uymayı tavsiye etmek, hakkı tavsiyedir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sünnetine ittibayı tavsiye etmek de hakkı tavsiye etmenin diğer koludur. İnsanlar arasında adaleti tavsiye etmekle birlikte, Allah’ın huzuruna kul hakkı ile varılmaması hususunda insanlar birbirlerini uyarmalıdırlar. Ömür sermayemizin kaybını faydaya çevirmenin diğer bir yolu da sabrı tavsiye etmektir. Ayrıca belalar karşısında isyan etmeden sabırlı ve metanetli olmak da imanın gereğidir.

Günahlara karşı nefsinin fısıldamalarına sabır, ibadetleri yerine getirmede sabır, haramlara karşı sabır, helallere karşı sabır, öfkeye sabır, acıya sabır, ilim öğrenmede sabır göstermeli ve tavsiye etmelidir.

Her geçen gün ömür sermayesinden alıp götürüyor. Hasan-ı Basri hazretleri der ki:  “Dünya üç gündür dün, bugün ve yarın. Dün geçti. Yarının geleceği belli değil. Öyle ise bugünün kıymetini bil!” Ziyanda olma, iman et, salih amel işle, hakkı ve sabrı tavsiye et! Ne duruyorsun?

Reklam (İç Sayfa)

en çok okunanlar

Reklam

Pin It on Pinterest

Paylaş