“İnsan İlişkilerini Barındıran En Kadim Yapı”
@Shutterstock
Dijital çağ bireyselleşmeyi teşvik ederken aile bağlarını zayıflatıyor. Uzmanlar ise kimlik gelişiminin, kültürün korunmasının ve huzurun ailede şekillenebileceğine dikkat çekiyor.
- AİLE
- 26 Kasım 2025
Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu, aile kavramının toplumumuzdaki yerine ilişkin yaptığı açıklamada, insanların sosyal hayatta birliktelik kurdukları ilk grubun aile olduğunu söyledi.
Aile çatısı altında bir kimlik kazanıldığını ve kültürel değerlerin benimsendiğini, dünyada yapılan araştırmalara bakıldığında, aile bağları kuvvetli olan ülkelerin sosyal yapılarının da güçlü olduğunun görüldüğünü belirten Gümrükçüoğlu, “Kültürel değerlerin korunup gelecek nesillere aktarılması daha çok ailelerle sağlanıyor. Çünkü aileler ve bilhassa kadınlar, öncelikle ana dilimiz olmak üzere kültürümüzün korunup aktarılmasında etkin rol oynar. Aile çatımızın bu korunaklı yapısı kültürel bütünlüğümüzü bozacak etkilerin de dışarıda kalmasını sağlıyor.” diye konuştu.
Kültürün ailede mayalandığını aktaran Gümrükçüoğlu, geleneksel dönemden farklı olarak, insanların bugün bireyselleşerek daha mutlu olacaklarına inandıklarını ve modern dönemde rüşdünü ispat etme ölçüsünün, genellikle aile bağlarından azade olmakla ifade edildiğini dile getirdi. Ancak bu bakış açısının insana mutluluk ve huzur getirmediğinin anlaşıldığını da söyledi.
Gümrükçüoğlu, bu noktada yapılması gerekenin, bu anlayışın insanların anlam ve değer dünyalarına göre yeniden şekillenmesini sağlamak olduğunu belirterek, yenilenmenin ise topyekun bir farkındalık ile mümkün olacağını ifade etti.
“Medya Aracılığıyla Bireyselleşme Özendiriliyor”
Gümrükçüoğlu, modern düşünce ile hayatlara nüfuz eden dönüşümlerin genellikle bireyselleşmeyi ön plana çıkardığını, vefa, sadakat gibi hasletleri gölgede bıraktığını söyledi.
İnsanların duygu ve düşüncelerini biçimlendiren eğitim ve medya kanallarının hangi hayat tarzını öne çıkardığına dikkat etmek gerektiğini belirten Gümrükçüoğlu, “Özellikle gençler, internet aracılığıyla kültürlerine uzak figürlerle ayniyet kurup kendi kimliklerine yabancılaşıyor. Bu yabancılaşma zamanla aileden de uzaklaşmaya sebep oluyor. Herkes bir dokunuşla yöneldiği sanal dünyada istediği her içeriğe kolayca ulaşıyor. Bu sebeple ailece yapılan etkinlikler azalıyor ve birliktelik duygusu zayıflıyor. Daha da önemlisi takip edilen içerik ve oyunlar, çocuklar ve gençler için son derece tehlikeli olabiliyor.” ifadesini kullandı.
Medya aracılığıyla bireyselleşmenin özendirilmesinin aile içi ilişkileri de etkilediğini ve eşlerin sorumluluk duygularını zayıflattığını anlatan Gümrükçüoğlu, özgürlük söylemiyle, yalnızken daha başarılı ve mutlu olacağına inananların aileden uzaklaşmayı tercih ettiğini aktardı. Gümrükçüoğlu, belli bir süre sonra ailenin güvenli ortamından mahrum olan kişilerin hayata karşı daha savunmasız bir durumda kaldığını da sözlerine ekledi.
Anne Şefkatinden Uzak Kalan Çocuklar
Gümrükçüoğlu, modern hayat şartlarına bağlı değişen anlayışları tamamen tehdit olarak algılamak yerine, bu şartların nasıl fırsata dönüştürüleceği konusunda da kafa yormak gerektiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Örneğin aile içi ilişkilerin nispeten daha esnek bir biçim kazanmasıyla babaların çocuklarıyla geçirecekleri zaman dilimi artıyor. Bu durum çocukların özgüvenini besliyor ve sosyal becerilerini artırıyor. Ayrıca cesaret ve dürüstlük gibi sağlam irade gerektiren karakteristik özelliklerin gelişiminde babaların rol model oluşturması göz ardı edilemeyecek bir durumdur. Nitekim örnek baba modelinden mahrum yetişmiş çocukların bir yanı hep eksik kalıyor, benzer şekilde anne şefkatinden uzak kalan çocuklar da sevgisiz büyümekten kaynaklanan uyum problemleri yaşıyor. Ancak kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan ‘iki insan’ olarak kurdukları sağlıklı ailelerde huzurlu bir hayat mümkün olabilir.”

