Zaman ve Mekân İdraki (II)

Zaman ve Mekân İdraki (II)

Çağımızın ve coğrafyamızın zihinsel kodlarına giriş yaptığımız önceki yazımıza müteakip, meseleyi irdelemeye devam edeceğiz. Günümüzün siyasi, iktisadi, fikri, kültürel ve sanatsal hayatın paradigmasını belirleyenin ne olup olmadığına dair tartışmalar, bir insana hangi şartlar içerisinde yaşadığına dair bilincinin oluşmasına katkı sağlar. Bu tartışmaları kendilerine dert edinenler, sıradan günübirlik gündemleri aşabilme gücüne kavuşur. Diğer türlü, yapay gündemlerin peşinde bir ömür heba edilir.

Yeryüzünün en zinde medeniyeti olan ve değerlerini tüm coğrafyalara ihraç eden Batı medeniyetinin itikadı, Hıristiyanlığın teslis inancı değildir. Genel anlamıyla Hıristiyanlık, kültürel değerini Batı toplumlarında korumakla birlikte, itikadı belirleme gücünü “Aydınlanma” sonrasında yitirmiştir. O halde, mevcut Batı medeniyetinin itikadı nedir diye sormak icap etmektedir. Bir itikadı oluşturan en asli unsur, Tanrı tasavvurudur. Bu zaviyeden baktığımızda, “Aydınlanma” sonrası Tanrı tasavvurunu belirleyen mefhumun “Deizm” olduğunu müşahede etmekteyiz. 

Deizmi anlamak ve anlamlandırmak için, Batı’nın kendi içerisindeki güç mücadelesinden haberdar olmak gerekmektedir. Tarihin belirli bir sürecinde ortaya çıkan hiçbir düşünce ve inanç, döneminin şartlarından bağımsız değildir. Bireyler kendi tarihsel şartlarını istisnai olarak aşarlar. Hadiseler toplumsallaştıkça, mevcut şartların etkisi daha da belirleyici olacaktır. Bu hayatın ve “Sünnetullah”ın değişmez kanunudur. İşte tam bu noktada zaman ve mekan idraki önem kazanmaktadır. Çağın ve coğrafyanın şartları!

Tanrı’yı yeryüzünde temsil iddiasında olan kilisenin, içinde olduğu hakimiyet ve mülkiyet ilişkileri bilinmeden, deizmin bir medeniyetin itikadını nasıl belirler hale gelmiş olduğu anlaşılamaz. Sahip olduğu hakimiyet ve mülkiyeti, “Teizm” diye nitelenen müdahil Tanrı tasavvuru üzerine inşa eden kilisenin elinden gücünü almak, bu tasavvuru yıkmak ile mümkün olabilirdi. Aydınlanma dönemi filozof ve bilim adamları da, tam olarak bunu yaptılar. Ne zamana ne de mekana müdahil olmayan Tanrı tasavvurunu inşa ettiler. Bu yolla hedeflenen ise, Tanrı’yı temsil makamını kilisenin elinden almaktı. Ve bunu gerçekleştirmekte büyük oranda başarılı oldular. Krallara taç giydiren kilisenin gücü dumura uğradı. 

Ancak Tanrı tasavvurunun farklılaşması, birçok değişimi de beraberinde getirdi. Tanrı’nın müdahil olmadığı bir tarih ve alem anlayışı, Max Weber’in tarifiyle “dünyanın büyüsünün bozulması”na Entzauberung der Welt) sebebiyet verdi. Avrupa düşünce tarihinde yol açtığı sonuç ise, zihinlerin rasyonalizme ve pozitivizme doğru evrilmesi, kamusal yaşamın ise sekülerleşmesi ve mitolojiden arındırılmasıdır. Adeta yeni bir insan türü ortaya çıktı. Bu modern insan türüne dair düşüncelerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.