YAZARLAR
Meclis Âdâbı – 3
Diğer iki sayıda olduğu gibi, bu sayımızda da toplumsal hayatın en önemli unsurlarından biri, insanların bir araya gelerek sohbet ettiği, düşünce paylaştığı ve gönül bağı kurduğu meclislerdeki âdâba dair şu maddeleri sizlerle paylaşmak istiyorum:
– Bir Müslümanın bulunduğu mecliste şayet Allah, peygamber ve din ile ilgili alaycı tutumlar söz konusu ise Müslüman ya buna engel olmalı ya da o meclisi terk etmelidir (Nisâ suresi, 4:140; En‘âm suresi, 6:68). Gereksiz münakaşalardan kaçınılmalı, iş gereksiz yere uzayacaksa haklı bile olsa faziletli olan tartışmayı kesmektir (Tirmizî, “Edeb”, 58).
– Sonunun nereye varacağı belli olmayan ağır şakalaşmalardan kaçınmak gerekir (Tirmizî, “Edeb”, 58).
– İkramlar abartılmamalı, israf ve savurganlıktan sakınılmalıdır. İkram ülfete vesile, cömertliğin göstergesidir. Hz. Peygamber davete icabet edenlere ve misafirlere ikram edilmesinin değerini vurgulamıştır (Buhârî, “Edeb”, 31). Ancak bu israf, savurganlık sınırlarına varmamalı, gösterişe dönüşmemelidir. Aksi takdirde bu ikram olmanın ötesine geçip eziyete dönüşür ve ahiret azığı olmaktan çıkar.
– Dağılırken “Asr suresi”ni okumak sahabenin uygulaması olarak nakledilir. Bunun yanında kırgınlıklar olmuşsa gönül almak, helallik istemek âdâbdandır. Ayrıca işlenebilecek hata ve günahlara kefâret için dua etmek sünnettir (Dârimî, “İsti’zân”, 29). Hz. Peygamber şu duayı tavsiye etmiştir: ‘Sübhâneke allâhumme ve bihamdik. Lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.” Ey Allahım! Seni her türlü eksiklikten uzak tutarım. Senden başka ilah yoktur, senden af diliyor ve sana tevbe ediyorum.” (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 27).
– Bir meclisin oradaki söz ve davranışları anlamlandıran, rengini veren kendine özgü bir atmosferi vardır. “Dostlar arasında âdâb aranmaz” ifadesi dost meclisindeki rahatlığı anlatır. Dolayısıyla söz o ortamdan çıkıp nakledildiğinde çok farklı yerlere çekilebilecek nitelik kazanır ve kırgınlıklara sebep olur. Hz. Peygamber bu konuda uyarıda bulunur: “Mecliste olup bitenler emanettir.” Onu saklamakla yükümlü olanlar sorumluluklarını bırakıp bir sözü alıp ifşa eder, söz taşır, gizli kayıt alıp yayınlarsa, mahremiyetine halel getirirse o mecliste bulunanlara hainlik etmiş olur. “Üç şey bunun dışındadır, orada bir cinayet işlenmişse, birisinin ırzına tecavüz edilmişse, birisinin malı yağmalanmışsa.” (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 32).
Kendisine söz taşıyarak meclise hainlik eden kişiye İmam Şâfi‘î’nin şu sözü ile cevap vermek en sağlam yoldur: “Şayet doğru söylüyorsan, sen söz taşıyan bozguncusun (nemmâm), yalan söylemişsen fâsık günahkârsın!”
En doğrusunu Allah bilir.