Hız Çağının Aldatmacası: Büyük İşler Yanılgısı

Hız Çağının Aldatmacası: Büyük İşler Yanılgısı

@Shutterstock

Zaman gerçekten mi hızlandı, yoksa biz mi yavaş şeylere tahammül edemez olduk? “Büyük işler” peşinde koşarken, ilmek ilmek dokunan anların nasıl sessizce hayatımızdan çekildiğini fark ediyor muyuz?

Dr. Gökhan Arslantürk

Zamanın artık çok hızlı aktığı, üstelik bu hızın her geçen gün daha da arttığı bir evreden yazıyorum. Evre diyorum; çünkü bu ivmelenmiş zaman akışı benim yaşam döngümün bir dilimine mi ait yoksa çağa, içinde yaşadığımız döneme mi bilmiyorum. Bildiğim şu ki artık kimsenin küçük işlere ayıracak vakti yok. Bir tabakta yemek yiyeceksek, o tabağın yemek yeme eylemini sekteye uğratmaması kâfi. Biraz dikkat için boş zaman varsa çok çok rengi, deseni… Müzelerde gezerken gözüne takılan –takılacak, üzerine tefekkür edecek kadar kaldıysa dikkatin– o kap kacak, o testi, küp, tabak üzerindeki ince işlemelerin, sanatın, işçiliğin aldığı vakti bu denli değersiz (!) bir işe ayıracak vakti yok kimsenin. Makine teknolojilerinin ve otomasyonun hızlıca, seri ve sistematik biçimde zaten hallettiği işlere vakit ayırmaktansa yapacak çok daha önemli işler var belli ki.

HAYAT | 14 Haziran 2022 Sakın ha! Endazenizi Şaşırmayın!

Şaşırmaya Dahi Vaktimiz Yok!

Oturup bir makale, bir tez, bir kitap yazmak için; bir fikri kaleme almak ya da bir düşünceyi satırlarda tartışmak için lazım gelen onlarca kitap okumak, satırlar çizmek, notlar çıkarmak kimsenin hayali değil. Arama motorları, yapay zekâlar; hızlı özetleri, hülasa edilmiş ana fikirleri birkaç saniye içinde verirken verecek günleri, saatleri, haftaları yok kimsenin okumaya. Böylelikle o çok daha mühim işlerimizi yürütmek için bir tasarruf çıksa gerek ortaya.

Üstelik bununla da kalmaz. Evi temizlemek için saatler ayırmaya gerek bırakmayan robot süpürgelerden mutfakta sadece malzemeleri atıp istediğin yemeği yaptırdığın tarifleri kendi belleğinde kayıtlı makinelere… Bulaşık makinesine, çamaşır makinesine, uçağın gökyüzünde nasıl uçtuğuna şaşırmanın ne demek olduğunu bilmeyen jenerasyona karıştıkça artık şaşırmaya da pek vakit yok aslında.  Öyleyse geniş geniş vaktimiz var o önemli, büyük işlere… 

İlmek İlmek Dokumak Yok…

Artık hiçbir şeyi ilmek ilmek dokumak yok. Gerçek anlamda da bir metafor olarak da. Bir sonuca gitmek için ara hedefleri sabırla işlediğimiz bir stratejiyi izlemek bile bugünün dikkat ve önem skalası için bir hayli fazla. Tüm “basit” işleri hızlıca halletmenin bir yolu bulununca bir şeyi anlamak için büyükçe bir zaman çıktı ortaya: Aslında küçük ve önemsiz gündelik işler yüzünden yeterince vakit bulamadığım öyle büyük işler olmadığını… Hayattaki en büyük işlerin aslında birbirini tamamlayan onlarca küçük ve belki zahiren önemsiz işlerin yekunu olduğu gerçeği tokat gibi çarptı yüzümüze. Üstelik bu gerçekle yüzleşmenin bedeli pek çok küçük ama anlamlı işin yaşattığı zamanın bereketini yitirmek oldu. Otobüsünüzün kalkmasına daha birkaç saat varsa geçip otogar mescidine birkaç sayfa Kur’an okumak; varsa kitabınız oturup bir banka, sayfaları geride bırakmak, lakin zaman zaman da biraz sıkılmak ve sağı solu seyretmek size zamanın ne bol ve yavaş akan bir şey olduğunu hissettiriyordu. Bir mülakat sırasını heyecanla beklerken konuları tekrar ediyor, hastanede isminizin çağırılmasını beklerken en kötü ihtimalle sağı solu seyrediyor, türlü detayları fark ediyor yahut yarım kalan meseleleri zihninizde hallediyordunuz. Şimdi tüm bu anları işgal eden kaydırdığımız reels’lar zamanı tam da istediğimiz gibi hızlandırdı. Artık bu anlar daha kolay geçiyor. Daha az sıkılıyoruz, lakin diğer yandan ne zaman pazartesi oldu ne zaman cumaya geldik anlamak zorlaşıyor. Yapacak ne çok iş vardı ve bir haftayı ne hızlı bitirdik. Belki de eskiden insanların çok fazla vakti olduğu için bir testinin üstüne günler haftalar süren bir işçilik nakşetmiyorlardı. Belki de bunu yaptıkları için çok fazla vakitleri vardı.

HAYAT | 29 Ocak 2025 İnsan Gider…

“Kendi Ömrünü Iskalayan Bizler”

Şimdilerde büyük bir eser üretmek, önemli bir kitap yazmak ya da bilimsel değeri yüksek bir araştırma yürütmek için günlerce gecelerce okumak ve çalışmak yerine bunu hızlıca mevzubahis araç ve imkanlarla hallettiğimizde daha önemli daha büyük eserler çıkmıyor ortaya. Sadece daha önemsiz ama sayıca daha çok çıktılar arasında kayboluyoruz. Tıpkı günlerce işlenen, boyanan ve desenlenen bir tabak yapacak vakitte rengârenk, şekil şekil yüzlerce tabak imal etmek gibi. Daha çok ama daha değersiz. Verimsiz ve bereketsiz, hızlı akan zaman ve niceliğe gömülmüş, dikkat fakiri, kendi ömrünü ıskalayan bizler.

Belki bu girdaptan çıkış, yavaşlama, daha az şey ürettiğiniz ama hayattan daha fazla tat aldığınız bereketli bir zaman için o küçük işlere dönmek lazım. Küçük ama birikimli ilerleyen, bir kar topunun çığa dönüşmesi gibi her biri bir öncekini büyüten, şimdilerde ıskaladığımız ama resmin bütününde geriye dönüp gururla seyredeceğimiz işler. Batılıların epey bir zamandır bir terapi biçimi olarak popülerleştirdiği mindfulness (bilinçli farkındalık) ya da anı yaşama türünden Doğu Asya dinleri menşeli felsefeleri yeniden keşfetmek lüzumunda olmadığımız bir coğrafya ve miras üzerinde tek yapmamız gereken şöyle biraz önceyi hayal edip neyi yolda düşürdüğümüzü hatırlamak. Misal ara ara “ya biz navigasyon yokken nasıl adres buluyorduk?” gibi soruşturmalarımızın kapsamını genişletmek belki. İster ılık esen rüzgârı hissederken sımsıkı tuttuğun tespihle dudaklarının senkronizasyonunu ruhunda işlercesine farkında bir deneyim, ister durup bir cami avlusunda namaz vaktini bekleyen ihtiyarla yapılan kırk beş dakikalık bir sohbet, ister cama vuran damlalar eşliğinde bir saat kaliteli kitap okuma, ister bugün de evin etrafı akşam sefaları ile döşense ne güzel olur düşüncesiyle toprakla haşır neşir olma çabası…

Anlamlı İşler Kulesinin En Tepesi..

Hala ısrarcıysan bu hızlı akan zamanda kalmaya ve inanıyorsan burada yarattığın o büyük zamanla büyük işler başaracağına, kendini geliştireceğine, daha iyi hissedeceğine, daha anlamlı bir hayat süreceğine durup şu soruları sorabilirsin kendine: Sabah yatağımı toplamaya vakti olmayan ben mi derleyip toplayacağım pek çok önemli meseleyi? Oturup bir arkadaşın derdini dinlemeye dahi tahammülü kalmamış, dost sohbetlerinde bile sosyal medyaya göz atmayı ihmal etmeyen ben mi iyi geleceğim kendime? Yürüdüğüm yolu, geçtiğim sokağı, okuduğum metni bile fark etmeyen ben mi dertlerimi, sorunlarımı, eksiklerimi, yanlış giden şeylerimi fark edeceğim? Eskiden hocaların öğrencilere çalışmak yerine film izlediği için kızdığı bir zamandan çok değil 10-15 sene sonra hocanın ders için izlenmesini önerdiği filmi bile baştan sonra izleyecek dikkat süresi olmayan, kısa videolar izlemekten 2-3 dakikayı aşan hiçbir içeriği sonuna kadar tamamlayamayan ben mi şimdiye dek gözden kaçan, kimsenin keşfedemediği şeyleri keşfedecek, özgün eserler ortaya koyacağım? Bence artık en görkemli zaferler -şimdi her zamankinden daha çok- çoğunun görmezden geldiği küçük ama anlamlı işler kulesinin en tepesinde duruyor.