YAZARLAR
Hindistan İle Almanya’yı Birbirine Bağlayan İnsani Değerler
Bu siyasetçilere gerçekten de hayranım. Hayranlığım, yanlış anlaşılmasın, siyasetçilerin iyi iş çıkarmasından dolayı değil, tam aksine berbat bir iş yaptıklarında bunu dünyanın en iyi işi diye satabilme ve topluma kabul ettirebilme maharetlerinden mütevelliddir. Yoksa şu anda dünyada gördüğümüz, izlediğimiz ve etkisinde kaldığımız siyasetle bizim bir alakamız olmaz. Aslında olsa da bir zararı olmaz.
Lakin demek istediğim o değildir. Ve fakat artık her siyaset teriminden de nefret etmeye başladığımı açıkça ilan etmek zorundayım. Meselâ?! Meselâ, örneğin bu konuda misal olarak bir örnek verecek isem o örneğin misalinden birisi, “evrensel değer” terimidir. Nedir, ne manaya gelir, ne iş yapar diye kafamda bir türlü bir yere oturtamadım, ayakta dikilip kaldı. O yüzden kafamı irdeleyip duruyor. Bu yüzdendir ki, ne zaman bir “temel evrensel değerler” gibi saçma sapan bir ifade duysam bundan öylesine nefret etmeye başladım ki. Hatta bu nefret öylesine bende bir hastalık hâli oluşturdu ki “değer” kelimesini dahi duyup işitsem, görüp okusam, içimden gelen samimi bir nefretle yüzüne tüküresim geliyor. Ne yapayım bu da bende bir hastalık oluşturdu. Hiç bir doktor da tedavi edemiyor.
Kusura bakmayın kafam dalıp gitti. Kafam bu şekilde gitmeseydi Almanya Başbakanımız Friedrich Merz’in Hindistan ziyaretini yazacak, Merz’in Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin köyüne kadar giderek çay içmesini değerlendirecektim.
Fakat Merz beni burada tongaya düşürdü. Ziyaretini değerlendirirken, şu mealde bir cümle kullandı ya, bende zaten gitmiş olan kafa azıcık da olsa yerine gelir gibi oldu. Merz diyesi ki: “Hindistan, dünyanın en büyük demokrasisi olan bir ülke ve bizi evrensel temel değerlerimiz birbirimize bağlıyor.”
Başbakanımız Merz’in bu cümlesi, dağılmış kafamı toparladı. Oh mein Gott! Merz’i buna kim ikna etti ise helâl olsun. Dünyanın en büyük demokrasisi olduğu yalanını sadece Hindu faşistleri yayıp bizden inanmamızı beklerken, Merz’in de buna inanmış olması dikkatimi çekti. Hiç bir şey olmadı ise Hindistana ayak basar basmaz, Tripura eyaletinde Müslüman mahallelerinin polisin gözetiminde nasıl yakıldığını göremedi ise bile, konvoyunun geçtiği Türkmen Kapısı (Turkman Dervaze) camii müştemilatının neredeyse 350 sene önce izinsiz yapıldığı gerekçesi ile yıkıldığını da mı göremedi. Ki, bu “dünyanın en büyük demokrasisi”nde Hindistan’ı kuran Kongre Partisine, hatta Başkent Delhi’de idareyi “demokratik” olarak ele almasına bir türlü izin verilmeyen Ek Admi Partisine, Hindistan Komünist Partisine, Dalitlere, Sihlere, Hristiyanlara, Keşmirlilere neler yapıldığını da mı bilmiyor? Gesellschaft für bedrohte Völker e.V. (GfbV) isimli kuruluştan da mı bilgi almadı? Bu sorunun cevabı önemli.
Ama benim kafam karışık olduğu için, “Yoksa Hindistan da mı ‘Bizim için pis işlerin’ ihalesini aldı?” sorusu kafama takılıyor işte.