YAZARLAR
Zalimin Zulmü Karşılıksız Değildir
“Sakın, zalimlerin yaptıklarından Allah’ı habersiz sanma! Şu kadar var ki Allah onları gözlerin şaşkınlıktan yuvalarından fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim suresi, 14:42).
Zulüm, haddini aşan ve haksızlık eden insanın eylemidir ve bunu yapana da zalim denir. Zulüm bir güce bağlı olarak yapılabilir, ona maruz kalanın kendisini savunma hakkı olsa da gücü olmadığından mazlum duruma düşer, zarar görür. Devletlerin varlık sebebi de zulmü ve haksızlıkları önlemek, hakları korumaktır.
Devletler nezdinde olabilecek zulmün engellenmesi için ise uluslararası bir mekanizmanın kurulması ve onun adaletli şekilde işleyişine ihtiyaç vardır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) Allah’ın insanlığa elçisi olarak görevlendirilmeden önceki cahiliye döneminde hılfü’l-fudûl adı altında kurulan iyilik hareketinin içinde yer almış ve bizzat çeşitli şekillerde haksızlıkları engellemiş, haksızlık olmuş ise telafisini sağlamıştır. Küreselleşen ve teknoloji ile birlikte etkisini büyüten içinde yaşadığımız modern cahiliye dünyasında, böyle bir oluşuma her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğu aşikârdır. DİA’da verilen bilgiye göre Kur’ân-ı Kerîm’de cahiliye döneminin kültürü olarak zulüm, “azgınlık, cahillik ve saldırganlık” anlamlarında kullanılmıştır. Günümüz dünyasında bu yapı küreselleşmiş, güç norma bağlı olmaktan çıkmış, norm gücün kendisine dönüşmüştür.
Zulüm insanı perişan eden bir olgudur. Bu sebeple Hz. Peygamber’in evden çıkarken, “Bismillâh, Allah’a sığındım. Allah’ım! Hata yapmaktan, yanlış yollara sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahilliğe mâruz kalmaktan sana sığınırız” şeklinde dua ettiği nakledilir (Tirmizî, “Daʿavât”, 34; Ahmed b. Hanbel, VI, 306).
Kur’ân-ı Kerîm, zulmü kınar ve zalimlerin aslında kendilerine kötülük ettiklerini, hiçbir şekilde zulmün karşılıksız kalmayacağını vurgular (Yunus suresi, 10:23; Fâtır suresi, 35:43). Bir kutsî hadiste Allah (c.c.) insanları, “Ey kullarım! Ben kullarıma zulmetmemeyi kendime ilke edindim ve onu sizin aranızda da haram kıldım; sakın ola birbirinize zulmetmeyin!” şeklinde uyarır (Müslim, “Birr”, 55).
İslam, haksız bir eyleme karşı kendini savunurken öldürülenleri şehid hükmünde saymış (Ahmed b. Hanbel, I, 78-79, 305; II, 205, 221) ve cennetle müjdelemiştir (Nesâî, “Tahrîmü’d-dem”, 22).
İnsanda nefis, dünyada İblis olduğu sürece zulmün bütünüyle yeryüzünden kalkması mümkün değildir. Önemli olan onun kurumsallaşmaması ve mazlumların kendi hâline bırakılmamasıdır. Dolayısıyla herkes gücü oranında zulüm ile mücadele etmekle yükümlüdür (Müslim, “İman”, 78). Herkes zulme karşı duruşunun hangi ölçüde olduğu konusunda sınavdadır.
En doğrusunu Allah bilir!