YAZARLAR
Rahmân’ın ve Resûlullah’ın Misafiri Oldum
Umre niyetiyle Beytullah’ı ve Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed Mustafa’yı ziyaret edebilmenin bahtiyarlığını kelimelere sığdırmak mümkün değil. Bu yolculuk, bir mekân değişikliğinden ziyade kalbin istikametine doğru atılmış bir adımdı. Mescid-i Nebevî’de Efendimizin huzuruna vardığım ilk an, içimde tarif edemediğim bir dalgalanma hissettim. Bu bir korku değildi; ürperti de değildi. Belki haşyetle karışık bir muhabbet, belki de asırlardır süren bir özlemin vuslatla buluşmasıydı.
Resûlullah’ın Veda Haccı’nda kardeş kıldığı o büyük ümmetin bir parçası olduğumu iliklerime kadar hissettim. Dünyanın dört bir yanından gelen milyonların aynı kıbleye yönelişi, aynı telbiyeyi dillendirişi, aynı salâvatla Efendimizi selamlayışı… Dilleri farklı, renkleri farklı, kültürleri farklı; fakat niyazları bir, gözyaşları bir, yönelişleri bir. Bu manzara, Rabbimin Habibine lütfettiği büyük bir ikramın canlı şahidiydi. Böyle bir ümmete mensup olmanın şükrü, insanın omuzlarına ağır ama şerefli bir sorumluluk yüklüyor.
Beytullah’ı Rahman’ın misafiri olarak ziyaret ettiğimde, kalbimdeki pasları silmek istercesine Rabbime yöneldim. Tevbemi yeniledim, ahdimi tazeledim. “Ey Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur…” diye başlayan niyazımda hem acziyetimi hem de affedilme ümidimi itiraf ettim. Nimetlerini ikrar ederken kusurlarımı da saklamadım. Çünkü affın yalnızca O’ndan olduğunu, mağfiretin yalnızca O’nun elinde bulunduğunu bir kez daha idrak ettim. İnsan oluşumun zayıflıklarıyla yüzleşerek, ahdime sadık kalma niyetimi yeniledim.
Mekke’deki bu arınmanın ardından Akabe Biatları’nı hatırladım. Medineli müminlerin Efendimize verdikleri söz, sadece tarihî bir hadise değil; her müminin yüreğinde tazelenmesi gereken bir sorumluluktur. O hatıranın yaşandığı mekânı ziyaret ederken, ben de kendi iç dünyamda bir biat yeniledim. Sadakatle, teslimiyetle ve ihlasla Allah ve Resulünün yolunda gitme ve o yola uyarak yaşama sözü verdim: “Yâ Rabbi! Sen beni af ve mağfiret eyle. Zira Sen’den başkası günahları af ve mağfiret edemez. Ben, Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, peygamber olarak Muhammed (s.a.v)’den razı oldum.”
Bu mübarek misafirliğim vesilesiyle teşkilatımızın Genel Başkanı Kemal Ergün’e, Genel Sekreterimiz Ali Mete’ye, Hac ve Umre Seyahat Sorumlumuz Tahir Köksoy’a; burada cari vazifemi üstlenen Ferhan Köseoğlu, Fatma Yılkın, Burak Budak, Osman Nuri Bektaş, Recep Selek ve Ömer Yanaz’a hassaten teşekkür ederim. Kafile Başkanımız Erol Öztürk’e, grup başkanlarımız Kasım Macit, Kerem Çalışkan, Haşim Gümüş, Abdulmetin Kaplan, Ali Kemal Yıldırım, Mehmet Dursun’a; hanım hocalarımız Ayşe Erdoğan ve Şükran Çakılcı’ya ve tüm umreci kardeşlerime şükranlarımı sunarım.