Kaygıyı Allah’a Havale Et
@Shutterstock
Ramazan ayı, kaygı ve endişelerle yorulan kalpler için yeniden durup nefes alma vaktidir. Oruç, dua ve tevekkül; belirsizlikler karşısında insanı Allah’a yönelterek iç huzuru yeniden hatırlatır. Bir Müslümanın kaygılarıyla başa çıkma yollarını Rahime Toklu kaleme aldı.
- HAYAT
- 19 Şubat 2026
Rahime Toklu
Kaygı, insanın kontrol edemediği durumlar karşısında hissettiği doğal bir tepkidir. Bu duygu bazen gerçek bir tehdit sebebiyle bedenimize ve zihnimize yansır. Bazen ise ortada somut bir tehlike yokken, kişinin kendi zihninde kurduğu hayali tehditlerden kaynaklanan aşırı korku ve endişe hâli olarak ortaya çıkar.
Sıkıntılar Karşısında Sabır, Tevekkül ve Dua
Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in sünnetinde, insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği sıkıntılar karşısında sabır, tevekkül ve dua ile Allah’tan yardım isteyebileceği hatırlatılır. Bakara Suresi 286. ayette “Allah kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez.” buyurulmaktadır. Bir Müslüman, kaygı anında her derdini Allah’a havale etmelidir.
Gelecek, insanlar için bilinmez olduğu için çoğu zaman endişe ve korkuya sebep olabilir. Oysa Kur’an’da tevekkül edenlerin iç huzura ulaşacağı bildirilmektedir. Nitekim ayette şöyle buyrulur: “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talâk suresi, 65:3).
Kaygı, ileride kötü bir şey olacakmış gibi düşünerek bugünü kaçırmamıza da sebep olur. Oysa bizler bugünü şekillendirebiliriz; yarın ise bizim değil, Allah’ın takdirindedir. Sıkıntı anında insanı ferahlatan ve kaygıyı gideren bir başka ayette ise şöyle buyrulmaktadır: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.” (Âl-i İmrân suresi, 3:173). Bu ayet, aynı zamanda bir Müslümanın dilinden düşürmemesi gereken bir duadır. İnsan, en çaresiz hissettiği anlarda bu duaları tekrar ederek kaygısını Allah’a teslim etmelidir. Allah’a ibadet ve dualarla yaklaştıkça, kaygılar da en aza inecektir.
“Allah Bilir, Siz Bilmezsiniz”
İnsan, fıtratı gereği belirsizlikler karşısında zorlanabilir. Henüz bilmediğimiz geleceğimiz, zihnimizin olasılıklar üretmesine ve çoğu zaman kötü senaryolara odaklanmasına sebep olur. Oysa Allah (cc), kullarına her zaman en hayırlısını verdiğini ve tevekkül edenlerin huzur bulacağını bildirmektedir. Bu bağlamda Rabbimiz şöyle buyurur: “Sizin hayır sandığınız şeyde şer, şer sandığınız şeyde hayır olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara suresi, 2:216).
Bir düşünelim: Hayatımızda belirsiz olup da bizi kaygılandırmayan bir şey var mı? Peki, geleceğin bilinmez oluşunun aslında bir nimet olduğunun farkında mıyız?
Kaygı bazen de kalabalık ortamlarda ya da bir topluluk önünde konuşurken ortaya çıkar. Bu durum sosyal kaygı olarak adlandırılır ve çoğunlukla yargılanma korkusundan kaynaklanır. Hata yapma ve beğenilmeme korkusu da bu kaygının bir parçasıdır. Oysa bir Müslüman için asıl önemli olan, insanların düşüncesi değil Allah’ın rızasını ve samimiyetini kazanmaktır. Unutmamalıyız ki Allah katındaki değerimizi insanların fikirleri değil, samimiyetimiz ve ihlasımız belirler. Hucurât suresi 13. ayette “Allah katında en üstün olanınız, takvada en ileride olanınızdır.” buyurulmaktadır. Bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “İnsanların beni onaylaması mı daha önemli, yoksa Allah’ın benden razı olması mı?”
Beşeriz Şaşarız!
Bahsettiğimiz hata yapma korkusu ise çoğu zaman mükemmeliyetçilikten kaynaklanan bir kaygı türüdür. Bu durum, insanı hem duygusal hem de zihinsel olarak yorar. Mükemmeliyetçi kişiler, hata yapma korkusu sebebiyle hiçbir şeyin yeterince iyi olmadığına inanır ve sürekli kendilerini eleştirirler. Oysa dinimizde önemli olan kusursuz olmak değil, Allah için çaba göstermektir. Peygamber Efendimiz (sav)’in buyurduğu gibi: “Ameller niyetlere göredir.” Yani Allah katında bir işin değeri, onun kusursuzluğundan ziyade niyetine bağlıdır.
Bakara suresi 286. ayette “Allah gücünüzün yettiği kadar sorumlu tutar.” buyrulmaktadır. Resûlullah (sav) da hatalara karşı her zaman affedici ve anlayışlı olmuştur. İnsan, hatalarından ders alarak öğrenir ve ancak bu şekilde gelişir. Bununla birlikte mükemmeliyetçilik, insanı fıtratı gereği oldukça yoran bir tutumdur. Kusursuz ve mükemmel olan yalnızca Allah’tır. Müslümanın yapması gereken, elinden gelenin en iyisini yapmak ve gerisini Allah’a bırakmaktır; yani tevekkül etmektir.
“Ben Elimden Geleni Yaptım”
“Rabbim, ben elimden geleni yaptım, Sen hayırlısını bilirsin.” diyerek Rabbine güvenmektir. Gün içerisindeki stres ve yoğunluk da bazen kaygımızı yönetemememize sebep olabilir. Böyle zamanlarda kendimize tekrar tekrar hatırlatmamız gereken ayet, İnşirah suresi 5. ve 6. ayetlerdir: “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” Allah (cc), bu ayetlerde zorluktan sonra değil, zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık vereceğini müjdelemektedir. Bu ayetleri bilen bir Müslüman, kaygıya nasıl kapılabilir ki?
Dilimizi dua ve zikre ne kadar alıştırırsak, günlük koşuşturma içinde işlerimiz de o kadar kolaylaşır. Çünkü ayette buyurulduğu gibi: “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra‘d suresi, 13:28).
Görüldüğü üzere Kur’an, her derdimize deva olduğu gibi kaygı anında da başvurabileceğimiz en güzel rehberdir. Bizim yapmamız gereken, teslimiyet geliştirerek tam anlamıyla Allah’a dayanıp güvenmektir.