Viktor Frankl ve İnsanın Anlam Arayışı

Viktor Frankl ve İnsanın Anlam Arayışı

Modern çağ, insana sayısız imkân sunarken aynı zamanda derin bir anlam krizini de beraberinde getirmiştir. Teknolojik ilerleme, konfor ve hız; insanın “neden yaşıyorum?” sorusuna cevap vermeye yetmemektedir. Tam da bu noktada, Yahudi bir psikiyatr olan Viktor Frankl’in geliştirdiği “ANLAM” merkezli yaklaşım, yalnızca psikoloji için değil, dinî düşünce açısından da dikkate değer bir zemin sunar.

Viktor Frankl (1905–1997), Nazi toplama kamplarında yaşadığı ağır tecrübelerden hareketle insanın en zor şartlar altında bile hayata tutunmasını sağlayan temel gücün “ANLAM” olduğunu savunan Avusturyalı bir psikiyatrdır. “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eserini, yaşanan acıların insanı bütünüyle tüketmek zorunda olmadığını; aksine doğru bir bakışla varoluşsal bir derinliğe dönüşebileceğini göstermek amacıyla kaleme almıştır. Bu eser, Frankl’in geliştirdiği logoterapi yaklaşımının hem teorik hem de yaşanmışlıkla sınanmış bir ifadesi niteliğindedir.

Frankl’e göre insanı ayakta tutan temel güç, haz ya da güç isteği değil; hayatına anlam katma arzusudur. Toplama kamplarında yaşadığı insanlık dışı tecrübelere rağmen hayatta kalabilenlerin, çoğu zaman kendilerinden daha büyük bir amaca tutunduklarını gözlemlemiştir. Ona göre insan, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, tavrını seçme özgürlüğüne sahiptir. İşte bu nokta, İslam düşüncesiyle güçlü bir paralellik taşır.

İslam, insanı “başıboş” yaratılmış bir varlık olarak görmez. Kur’an-ı Kerim’de “Sizi boşuna yarattığımızı mı sandınız?” (Mü’minûn suresi, 23:115) ayeti, insanın varoluşunun ilahi bir anlamla yüklü olduğunu açıkça ortaya koyar. Frankl’in “anlam, keşfedilir; icat edilmez” yaklaşımı, İslam’daki fıtrat anlayışıyla örtüşmektedir. Anlam, dışsal başarıların ya da geçici hazların toplamı değil; insanın yaratılış gayesiyle kurduğu bağda saklıdır.

Frankl, anlamın üç yolla bulunabileceğini söyler: bir eser ortaya koyarak, bir değer ya da insanı severek ve kaçınılmaz acıya karşı takınılan tavırla. İslam ahlakı da benzer şekilde, ameli salih, muhabbet ve sabır kavramları üzerinden insanın kemale ermesini hedefler. Özellikle acı karşısındaki duruş, İslam’da sabır ve tevekkül kavramlarıyla anlam kazanır. Acı, başlı başına yüceltilmez; fakat doğru bir bilinçle karşılandığında insanı olgunlaştıran bir imtihana dönüşür.

Sonuç olarak Viktor Frankl’in anlam merkezli yaklaşımı, seküler bir çerçevede ortaya çıkmış olsa da, İslam düşüncesiyle derin bir diyalog kurabilecek potansiyele sahiptir. Modern insanın anlam boşluğuna düşmemesi için, Frankl’in psikolojik tespitleri ile İslam’ın varoluşsal cevapları birlikte okunmalıdır. Çünkü anlamını kaybeden insan, yönünü; yönünü kaybeden insan ise kendini kaybetmeye mahkûmdur. Ve “haz ve hız” çağının evlatları olarak bizler, bu dönemde en çok kendimizi bulmaya muhtacız.