YAZARLAR
Hakk’ın Aynasında İyilik ve Güzellik
Alman klasik idealizmi ve hümanizmi içinde, insanın bütünlüğünü yeniden kurma arayışının Schiller’deki en yoğun ifadesi “dem Wahren, Guten und Schönen” (doğruya, iyiye ve güzele) cümlesidir. Bu yalnızca estetik bir ideal değil, insanın varoluşuna dair derin bir arayışı da dile getirir. Batı düşüncesinde sanat, ahlak ve hakikat arasındaki kopan bağları yeniden kurma çabası olarak ortaya çıkan bu üçlü, aslında İslam düşüncesinde asırlardır ayrılmaz bir bütün olarak ele alınmıştır. Çünkü İslam’da hakikat, iyilik ve güzellik farklı alanlara ait kavramlar değil; aynı kaynaktan beslenen ve birbirini tamamlayan değerlerdir.
İslam’ın merkezinde yer alan “hakikat” (el-Hakk), yalnızca zihinsel bir doğruluk değil, insanı dönüştüren ve sorumluluk yükleyen bir gerçektir. Kur’an’da hakikat, insanın hem Rabbini hem de kendini tanımasıyla ilişkilidir. Bu tanıma süreci ise kaçınılmaz olarak ahlaki bir yönelim doğurur. Hakikati bilen, iyinin derdine düşer. Bu nedenle İslam ahlakında bilgi ile amel, inanç ile davranış arasında keskin bir ayrım yoktur. Birinin yolunun diğerine çıktığı mecburi istikamettir. Hakikati bilmek, daha iyi olmaya çağrıdır.
İyilik (el-hayr) ise İslam’da soyut bir erdem değil, hayatın içine kök salmış bir eylemdir. Yetimi gözetmekten adaleti ayakta tutmaya, komşuya merhametten kul hakkına riayete kadar uzanan geniş bir alana sahiptir. İyilik, sadece bireysel bir ahlak meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Bu yönüyle İslam, insanı yalnızca “iyi niyetli” olmaya değil, iyiliği örgütleyen ve koruyan bir düzen kurmaya davet eder.
Ve güzellik (el-cemal)…Hz. Peygamber’in “Allah güzeldir, güzelliği sever” hadisi, estetik ile iman arasındaki güçlü bağı ortaya koyar. Güzellik; mimaride, musikide, edepte ve hatta niyette tezahür eder. İslam medeniyetinde camilerin zarafeti, hat sanatının sükûneti ya da bir selamın inceliği, hakikat ve iyiliğin estetik bir dile bürünmüş hâlidir.
Schiller’in aradığı uyum, İslam’da parçalanmış değil, zaten bütündür. Doğru, iyi ve güzel; insanın hem Rabbine hem de hayata yönelişini şekillendiren üç ayrı yol değil, tek bir istikametin farklı yüzleridir. Bugün modern dünyanın yaşadığı anlam ve değer krizine karşı İslam’ın sunduğu cevap da tam burada anlam kazanır: Hakikatten kopmayan bir iyilik ve iyilikten beslenen bir güzellik. Çünkü insan, ancak bu üçü birlikte olduğunda gerçekten insan olur. Nihayetinde doğru, iyi ve güzel, (el-Hakk, el-Hayr ve el-Cemal) Allah’ın isimleridir. Rabbimizle ünsiyet kurmanın yolu, onun bu güzel isimleriyle müsemma olmaya gayretten geçmektedir.