YAZARLAR
Almanya’da Bir Ödül Töreni ve Bir Güven Bunalımı
Berlin’de görev yapan Türk asıllı Fatma Kan, Almanya’nın en prestijli eğitim ödüllerinden biri olan Deutscher Lehrkräftepreis 2025’e layık görüldü. Kan, bu ödüle öğrencilerinin aday göstermesiyle ulaştı. Berlin’deki Schule Quinoa – Bildung für hervorragende Lebensperspektiven gGmbH bünyesinde görev yapan Kan, sadece akademik başarıyla değil; değer temelli, özgüven kazandıran ve bağımsız düşünceyi teşvik eden yaklaşımıyla takdir topladı.
Almanya’dan bir başka haber de InRa Araştırması verilerine dair. Araştırma, Müslümanların yüzde 80’inin kamu kurumlarında ırkçı ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya koyuyor. “Kurumsal ırkçılık” başlığı altında değerlendirilen bulgular, yalnızca bireysel önyargılardan değil, yapısal sorunlardan söz ediyor. Federal kurumlar arasında siyasi gerilime yol açan bu araştırma, sorunun münferit olmadığını; sistemik bir boyut kazandığını gösteriyor.
Almanya’da son günlerde art arda gelen bu iki haber, aslında ortak bir sorunu ve tek bir soruyu yeniden gündeme taşıyor. Bu ülkede eşitlik ve liyakat gerçekten herkese eşit mi uygulanıyor?
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo ağır: Müslümanların büyük çoğunluğu kamu dairelerinde, resmî işlemlerde, güvenlik kurumlarında veya sosyal hizmetlerde ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Bu algı bile başlı başına bir sorun. Çünkü devlet kurumlarına güven zedelendiğinde, toplumsal sözleşmenin temeli sarsılır.
Fakat aynı ülkede bir Müslüman öğretmenin, hem de öğrencilerinin oylarıyla, ülke çapında en saygın ödüllerden birini alması da başka bir gerçeğe işaret ediyor: Toplum ile bürokrasi her zaman aynı reflekslere sahip değil.
Öğrencilerin “Sadece bir öğretmen değil, gerçek bir rol model” diye tanımladığı Fatma Kan’ın başarısı, aslında göçmen kökenli Müslümanların Almanya’nın eğitim, kültür ve sosyal hayatına ne kadar güçlü katkılar sunduğunu gösteriyor. Gençlerin özgüven kazanmasına, bağımsız düşünmesine ve engelleri aşmasına rehberlik eden bir eğitimci, ayrımcılık söylemlerini boşa düşüren canlı bir örnek.
Tam da bu noktada asıl soruyu sormak gerekiyor: Eğer sistem gerçekten kapsayıcıysa, neden aynı toplumun bir kesimi kamu kurumlarında bu denli yoğun bir ayrımcılık hissediyor?
Sorun bireysel başarı hikâyeleriyle örtülemez. Fatma Kan’ın ödülü kıymetlidir; ancak bu ödül, araştırmanın ortaya koyduğu yapısal soruları ortadan kaldırmaz. Aksine, bir gerçeği daha net gösterir: Müslümanlar bu ülkenin yükü değil, değer üreten öznesidir. Eğitimde, ekonomide, akademide ve sivil toplumda katkı sunan milyonlarca insanın varlığı ortadayken, kurumsal düzeyde yaşanan dışlanma kabul edilemez.
Fatma Kan’ın başarısı bize şunu hatırlatıyor: Potansiyel var, liyakat var, emek var. Eksik olan, bu potansiyelin devletin tüm katmanlarında eşit muamele görmesini sağlayacak adalet zemini.
Gerçek entegrasyon, ödül törenlerinde alkışlamakla değil; kamu kapılarında eşit muameleyle başlar.