YAZARLAR
Sen İslamist, Extremist Desen de “Ben Bir Müslümanım”
Zamanın tuhaf cilvelerinden biridir ki, insan kendi kimliğini izah etmek mecburiyetinde bırakılır; hem de kendini bilmezlerin kürsüsünde, hezeyanların alkışlandığı bir nümayişte… Birileri çıkmış, ben “Müslümanım” dediğimde, aslında “sen islamist, ektremist, politic islamistsin” diye hüküm keser, sanki benim kalbimin yazarı kendisi imiş, sanki bana din yazma hakkı kendi uhdesine tevdi edilmiş gibi hava atıyor!
Ey nâdan, görgüsuz, kaba saba işler erbabı! Bilin ki “Ben Müslümanım.” Evet, bu kadar sarih, bu kadar berrak. Senin “-ist”li, “-izm”li yaftaların, benim imanımın yanında ancak bir gölge kadar ehemmiyetsizdir. Lâkin sen, bu gölgeyi büyütüp hakikatin üstüne düşürmekle meşgulsün. Zira hakikatin kendisiyle yüzleşmek, müfteri ruhlar için ağır bir yüktür.
Bana “İslamist”, “aşırıcı” demekle kendine mualla bir mevki devşirdiğini zannediyorsun ya ona yanıyorum. Halbuki, deniyattan bir çukura düştün de haberin yok. Zira insan, başkasına attığı iftirada aslında kendi zaafını ilan eder. Bu, eski tabirle bir nevi “tezahür-i hâl”dir. Sen bana takmaya çalıştığın fundemantalist, islamist, politik islamist yaftaları ile güya bana tehditler savuruyorsun ya, senin gibi sahte herifler, köpekliğini yaptığınız yerlerin kapısında itibar bulduğunuzu sanırsınız. Bil ki siz sadece o kulübenizde kuyruk salladığınız müddetçe varsınız.
Hele bir de kalkıp Ramazan Bayramı’na “Ramazan Bayramı” dedim diye beni İslamistlikle itham etmen yok mu? İşte tam da burada cahilliğini, müptezelliğini, yani ayağa düşmüşlüğünü sergiliyorsun. Tüm Müslümanların asırlardır “Iyd-ı Fıtr” dediği, halkın kimi vakit “Şükür Bayramı”, kimi vakit “Şeker Bayramı” diye andığı bir mübarek günü, senin keyfince isimlendirme zorbalığına mı terk edeceğiz? Lisanın tarihî seyrini bilmeden, kelimelerin köküne nüfuz etmeden, sırf suçlama olsun diye konuşmak… Ne allame bir cehalet!
Bil ki, “şeker” ile “şükür”ün aynı huruf ile yazıldığı bir maziden geliyoruz. O yüzden kelimenin telaffuzuna takılıp manasını ıskalamak, ancak yüzeyde yüzenlerin işidir. Biz ise derinlikteyiz; manada, hikmette, şükürde…
Senin tehditlerin, ithamların, yaftaların… Bunlar bu dünyada bir miktar gürültü çıkarabilir. Bir iktar bizim canımızı acıtabilir. Amma velâkin rûz-i mahşerde, hakikatin terazisi kurulduğunda, bu sözler bana değil, sana yük olacaktır. Belki de benim için bir nişan, bir berat hükmüne geçecektir.
Velhasıl, sen ne dersen de; ben Müslümanım. Hem de senin tarif ettiğin gibi değil, takatım ve kudretim yettiğince hakikate yaklaşmaya çalışan bir Müslüman.