Ekip Biçip Gideceğimiz Yer

Ekip Biçip Gideceğimiz Yer

@Shutterstock

“Burası dünya; ekip, biçip gideceğiz.” Bu söz, insanın dünyadaki konumunu en sade ama en sarsıcı biçimde özetliyor.

Habip Yazıcı

Dünya bir mülk değil; bir tarla. Üzerinde ebedî kalacağımız bir toprak değil; kısa süreliğine emek vereceğimiz bir alan. Cahit Zarifoğlu’nun “Oysa bir tarla idi; ekip biçip gidecektik” mısrası, bu hakikati şiirin diliyle söyler. İnsan bu dünyaya yerleşmeye değil, üretmeye gelmiştir. Sahip olmaya değil, emanet bilinciyle davranmaya çağrılmıştır.

İnsan Başıboş Değil

Hayatın geçiciliğini fark etmek için büyük felaketler yaşamaya gerek yok. Zamanın akışı yeterlidir. Dün çocuk olanın bugün yaşlandığını görmek yeterlidir. Kur’an dünya hayatını bir oyun, bir eğlence, bir süs ve övünme alanı olarak tasvir eder; yağmurla yeşeren ve sonra sararıp çerçöp olan ekin benzetmesi (Hadîd suresi, 57:20) insanın ömrünü anlatır. İnsan çoğu zaman dünyanın dış yüzünü bilir; görüneni hesap eder, görünmeyeni erteler. Oysa “hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan” bir irade varsa, bu hayat başıboş değildir. Geçicilik bilinci insanı karamsarlaştırmaz; onu ciddileştirir.

Sorumluluk tam burada başlar. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Dünya bir imtihan alanıdır; ama bu kuru bir sınav psikolojisi değil, anlamlı bir varoluş çağrısıdır. İnsan yaptığı her tercihle kendini inşa eder. Bu yüzden sorumluluk sahibi olmak, sadece bireysel bir erdem değil, varoluşun gereğidir. Dünya geçiciyse, burada yapılanların değersiz olduğu anlamına gelmez; tam tersine, her davranışın kalıcı bir karşılığı olduğu anlamına gelir. Tarla metaforu da bunu anlatır: Ne ektiysen onu biçeceksin.

“Dünya Nihai Mekân Değil”

Bu noktada hadislerin açtığı ufuk belirleyicidir. “Dünya mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir” sözü ilk bakışta serttir. Fakat İsmet Özel’in “Kırk Hadis” adlı eserinde dikkat çektiği gibi bu söz asla çileciliğe çağrı değildir. Zindan benzetmesi, dünyanın mü’min için nihai mekân olmamasındandır. Mü’min dünyayı son durak saymaz; buradan ayrılış onun için eksilme değil, tamamlanmadır. Kâfir için ise dünya cennettir; çünkü başka bir hesap, başka bir hayat tasavvuru yoktur. Bütün arzu ve beklentisi bu dünyaya yöneliktir. Böyle bir bakış, dünyayı mutlaklaştırır. Mutlaklaştırılan dünya ise insanı ölçüsüzlüğe sürükler.

HAYAT | 20 Ocak 2026 Tutarlılık: Kadim Bir İmtihan

Yön Sahibi Olmak

“Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol” hadisi bu bilinci derinleştirir. Garip olmak yalnızlık değil; aidiyetin adresini doğru bilmektir. Yolcu olmak yersiz yurtsuzluk değil; yön sahibi olmaktır. Yolcu, konakladığı yere kalıcı düzen kurmaz; ama orayı da hor görmez. Emanet bilinciyle yaşar. Bu bilinç, insanı hem dünyevîleşme tuzağından hem de umutsuzluk tuzağından korur. Çünkü dünyaya ait olmadığını bilen insan, dünyadan gelecek kayıplarla yıkılmaz; kazançlarla da sarhoş olmaz.

Hırs meselesi tam burada ortaya çıkar. “Dünya malına hırs gösterme; hırs gösterenler helâk olmuştur” uyarısı, malın kendisini değil, mala yüklenen anlamı hedef alır. Hırs, insanın kalbini daraltır. İnsan malı çoğalttıkça genişlediğini sanır; oysa çoğu zaman daha da bağımlı hâle gelir. “İnsanoğlunun iki vadi dolusu malı olsa üçüncüsünü ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur” hadisi, insanın içindeki tatminsizliği teşhir eder. Bu tatminsizlik mideden değil, anlam arayışından kaynaklanır. İnsan sonsuzluk istidadıyla yaratılmıştır; sonlu şeylerle doymaz. Toprak, ölümü temsil eder; yani dünyada kurulan hiçbir biriktirme düzeni insanı nihai tatmine ulaştıramaz.

Hırs Yerine Hikmet

Gençlere bu bilinci kazandırmak, onlara dünyayı kötülemekle değil, dünyayı yerli yerine koymakla mümkündür. Başarıyı sadece para, makam ve görünürlükle tanımlayan bir kültürde yolcu bilinci gelişmez. Oysa genç bir insan, dünyanın tarla olduğunu kavradığında emeğin değerini gösterişten üstün tutar. Hırsın yerine hikmeti, biriktirmenin yerine üretmeyi koyar. Bu bilinç, hayatta radikal bir sadeleşme doğurur. Yük hafifler; istikamet netleşir. Genç, dünyaya kök salmaya değil, dünyada iz bırakmaya yönelir.

Geçici dünya hayatı bilinci, insanın hem kendisi hem toplum için yapacağı işleri doğrudan şekillendirir. Kendisi için yaşarken ölçülü olur; çünkü kalıcı olmadığını bilir. Toplum için çalışırken adil olur; çünkü hesabın sadece bu dünyada bitmeyeceğini düşünür. İsraf etmez; çünkü emanet bilinci taşır. Cimrileşmez; çünkü götüremeyeceğini bilir. Dünya zindan bilinciyle yaşandığında karanlık bir yer olmaz; bilakis özgürlük alanına dönüşür. Çünkü insanın kalbi, dünyanın duvarlarına hapsolmaz.

Sonuçta bütün mesele dünyanın değerini düşürmek değil, değerini doğru belirlemektir. Dünya bir başlangıçtır; son değil. Bir geçiştir; kalış değil. Ekip biçip gideceğiz. Fakat ne ektiğimiz, nasıl ektiğimiz ve hangi niyetle ektiğimiz kalacaktır. İnsan bu bilinci kuşandığında hayat hafifler, sorumluluk derinleşir ve dünya, ebediyetin tarlasına dönüşür.