Çocuklarda Şiddet Eğilimi Erken Yaşlarda Başlıyor
@Shutterstock
Çocuklarda şiddet eğilimi yalnızca ergenlikte ortaya çıkmıyor; uzmanlara göre süreç çok daha erken yaşlarda başlıyor. Dijital içerikler, akran zorbalığı ve rol model eksikliği bu süreci derinleştirirken, aile ve eğitim sistemine önemli sorumluluklar düşüyor.
- AİLE
- 29 Nisan 2026
Son dönemde Türkiye’de iki farklı okulda yaşanan ve kamuoyunda derin üzüntüye yol açan şiddet olayları, çocuklar ve gençler arasındaki artan saldırganlık eğilimini yeniden gündeme taşıdı. Benzer şekilde dünyanın farklı bölgelerinde de okul ortamlarında ve gençler arasında şiddet eylemlerinin giderek yaygınlaştığı dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu gelişmeler, yalnızca münferit olaylar olarak değil; dijitalleşme, sosyal çevre ve aile yapısındaki değişimlerle birlikte ele alınması gereken daha geniş bir sorunun işaretleri olarak görülüyor.
Görünmeyen Yönlendirme
Dijital içeriklerin çocuklar üzerinde önemli etkiler bıraktığını ifade eden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, yaptığı açıklamada dijital içeriklerde algoritma maruziyeti ve görünmeyen bir yönlendirmenin söz konusu olduğunu anlattı. Dilci, bu maruziyetin kimlik dejenerasyonu ve benlik algısı üzerindeki duyguyu yok ederek, çocuğu teslimiyetçi bir bireye dönüştürdüğünü savundu. Dilci, sosyal medya mecralarındaki kısa videoların da çocuklarda ciddi anlam kaybına yol açtığına dikkati çekti.
Sosyal İzolasyon ve Dijital Yorgunluk
Bu mecralarda subliminal (bilinçaltı mesaj) mesajlar ve algoritmalarla davranışların tetiklenebildiğini dile getiren Dilci, “Sosyal izolasyon ve dijital yoğunluk, bir davranışsal kırılmaya dönüşmektedir. Bu davranışsal kırılma çocukta, çevreyle kuramadığı temassızlık içerisinde içsel bir birikime, sonrasında da çevreye karşı bir patlamaya ve öfkeye dönüşebilmektedir.” diye konuştu.
Dilci, dijital mecralardaki anlam arayışı ve kendini tanımlama biçiminin yeni bir karakter oluşumuna yol açtığını belirterek, “Bu karakter oluşumunda, karşı tarafı suçlayıcı, saldırgan ve şiddet içerikli oyunlar var. Bunların birtakım görevlendirmeler ve hipnotik tekniklerle bilinçaltına yerleşmesiyle çocuk harekete geçiyor. Bundan sonra hem kendine hem çevresine zarar veriyor.” dedi.
Şiddet İçerikli Programlar Şiddeti Tetikliyor
Bazı dizi, film ve gündüz kuşağı programlarının şiddet içeriklerini legalleştirdiğini öne süren Dilci, bunun da çocuklarda şiddet eğilimini tetiklediğini vurguladı.
Çocukları şiddet ve dijital mecraların olumsuz etkilerinden uzak tutmak için aile, eğitim ve psikolojik desteğin önemli olduğunu vurgulayan Dilci, “Her çocukta birtakım davranışsal sapmalar olabilir. Bunların önceden tespit edilmesi, görülmesi gerekir. Okullardaki sorunlar sadece rehberlik servisine indirgeniyor. Eskiden geleneksel eğitimde öğretmenlerimizin tamamı bu rehberlik uygulamalarının içerisindeydi. Olayı gördüğü yerde çözme, çocuğu uyarma, denetleme ve düzeltme gibi bir misyonu vardı.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Dilci, ailelere de uyarıda bulunarak, “Çocuklar sınırsız şekilde dijital ekran karşısında kalmamalı. Yine izole olmuş oda veya yalnız kaldığı yerlerde hangi dijital mecra ve içeriklere maruz kaldığını ailelerin takip etmesi gerekir.” şeklinde konuştu.
Okul Öncesi Dönemine Dikkat!
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammed Tayyib Kadak, çocuklarda şiddet eğiliminin en sık ergenlik döneminde görünür hâle geldiğini, riskin aslında çok daha erken yaşlarda başladığını belirtti.
Kadak, yaptığı değerlendirmede, okul öncesi dönemde görülen bazı davranışların ilerleyen yıllar için önemli sinyaller verdiğini söyledi. Kadak, “Okul öncesi dönemde öfke kontrolünde ciddi problemler olması, empatinin yeterince gelişmemesi uzun vadede şüpheli davranışlara zemin hazırlıyor.” dedi.
İlkokul döneminde de riskli davranışların devam edebileceğini vurgulayan Kadak, “Kuralları bozma, arkadaşlarına yönelik saldırgan davranışların sürmesi, dürtüsellik, hayvanlara ya da canlılara zarar verme gibi tekrar edici davranışlar varsa mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor.” uyarısında bulundu. Kadak, şiddet eğiliminin ergenlik döneminde görünür hâle geldiğini aktararak, şiddetin ortaya çıkmasında akran zorbalığının belirleyici bir rol oynadığını dile getirdi.
Akran Zorbalığı
Birilerine zarar veren çocuğa dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kadak, şöyle devam etti:
“Akran zorbalığına maruz kalmış çocuklar zaman içinde öğrenilmiş çaresizlik içinde ister istemez olumsuz tavırları içselleştirip şiddet davranışı gösterebiliyorlar. Bunun yanında ailesinde, toplumda olumsuz davranışlara maruz kalmış, şiddet, ihmal ve duygusal örselenme yaşanmış olabilir, bu tip durumlarda toplumdan uzaklaşıp kendini ifade etme aracı olarak şiddeti tercih edebiliyorlar. Bir diğer konu da ahlaki yaralanmalar olabiliyor. Yani çocuk yanlışı yapmayla ilgili güven ilişkisini kurmakta ciddi problemler yaşadığında öfkeyle yola çıkarak etrafa zarar vermenin normal olduğunu, kendi hak ettiği ama alamadığı bazı sevgi, merhamet gibi olumlu tavırlardan uzaklaşma yoluna gidebiliyorlar.”
Rol Modeller Ergenlikte Değişiyor
Rol model kavramının yaşa göre farklılaştığını vurgulayan Kadak, “Çocuklar küçük yaşlarda anne babayı rol alırken, ergenlik döneminde çevreyi örnek alıyor. Eğer anne baba çocukla sağlıklı bir ortamda ilişki kurmadıysa çocuk ister istemez olumsuz örnekleri almakta. Babadan veya etrafından şiddet gördüğünde bunu içselleştiriyor.” ifadelerini kullandı.
Sosyal medya ve televizyon içeriklerinin etkisine de değinen Kadak, olumsuz davranışların “şöhret, trend, popüler olmak” üzerinden normalleştirildiğini, bu davranışlarla ilgi gördüğünü fark eden çocukların bunu var olma amacı hâline getirebildiğini kaydetti.
Önlem Çocuk Merkezli Olmalı!
Prof. Dr. Kadak, suça sürüklenmeyi önlemede çocuk merkezli yaklaşımın önemine işaret ederek, bazı çocuklarda dürtüsellik ya da travmalar nedeniyle psikolojik sorunların yaşanabildiğine dikkati çekti.
Bu çocuklara yönelik uygun müdahalenin geliştirilmesinin ve ailelerin bakım verme becerilerinin desteklenmesinin önemli olduğunu belirten Kadak, okul ortamında da empati temelli bir yaklaşım gerektiğinin altını çizdi.
Ailelere Önemli Sorumluluk Düşüyor
Suça eğilimli çocuklar konusunda ailelerin tutarlı olması gerektiğini vurgulayan Kadak, şunları dile getirdi:
“Çocukların ruhsal gelişiminde sevgi, merhamet ve kabul merkezli gitmemiz lazım. Ama bir yandan da sınırları çizmemiz, doğrunun yanlışın ne olduğunu göstermemiz lazım. Doğru bir olayda yanlış davrandığını söylemek ciddi problemlere yol açabiliyor. Çocuğu dinlemek, anlayışla karşılamak, bazen de neden kurallarımızın olduğunu ve yaptığının neden yanlış olduğunu anlatmamız lazım. Örneğin, ‘Sen bu davranışı yaparsan toplumda nasıl bir tepkiyle karşılaşırsın. İnsanlar seni nasıl görür, uzun vadede sen kendini nasıl görürsün.’ gibi konuşmalar yapmak lazım.”
