Ekrandaki Şiddet ve Çocuk Zihni
@Shutterstock
Çocuklar kurguyla gerçeği ayırt etmekte zorlanabilir; bu nedenle ekrandaki şiddet bazen “normal” bir davranış gibi algılanabilir. Uzmanlar, aile-okul-medya işbirliğinin kritik önemine dikkat çekiyor.
- AİLE
- 5 Mart 2026
Uzmanlara göre dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde çocukların medya ile temas yaşı giderek düşüyor. Akıllı telefonlar, tabletler ve sosyal medya platformları, çocukların günlük yaşamının doğal bir parçası hâline gelirken içeriklere maruz kalma süresi de belirgin biçimde artıyor. Bu durum yalnızca içeriklerin niteliğini değil, maruz kalma sıklığını da önemli bir risk faktörü hâline getiriyor. Sürekli tekrar eden görüntüler, çocukların duyarsızlaşmasına ve şiddeti sıradan bir olgu gibi algılamasına zemin hazırlayabiliyor.
Ebeveynlerin “Dijital Rehberlik” Rolü
Uzmanlar, bu noktada ebeveynlerin dijital rehberlik rolünün altını çiziyor. Ekran süresinin sınırlandırılması, içeriklerin birlikte değerlendirilmesi ve çocuklarla açık iletişim kurulması koruyucu faktörler arasında gösteriliyor. Ayrıca okullarda medya ve dijital medya okuryazarlığını güçlendiren programların yaygınlaştırılması, çocukların izledikleri içerikleri eleştirel bir bakışla değerlendirebilmelerine katkı sağlayabilir. Böylece çocukların hem çevrim içi hem de çevrim dışı dünyada daha güvenli ve bilinçli bireyler olarak gelişmeleri desteklenebilir.
Tekirdağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Oya Onat Kocabıyık, medyadaki şiddet içeriklerinin çocuk ve ergenler üzerinde gelişim dönemine göre farklı etkiler bırakabildiğini belirterek, bu konuda aile, okul ve medya işbirliğinin önemine dikkati çekti.
Kocabıyık, okul öncesi ve ilkokul dönemindeki çocukların; soyut düşünme ve eleştirel değerlendirme becerilerinin gelişimsel olarak henüz sınırlı olması nedeniyle izledikleri içerikleri gerçeklik bağlamında değerlendirmekte zorlanabildiklerini anlattı.
Çocukların şiddet içeriklerini normal bir durum gibi algılama riski taşıdığını aktaran Kocabıyık, “Oyunla kurguyu, gerçekle kurguyu ayırt etmede zorlanabilirler. Bu nedenle şiddet içeriklerini zaman zaman olağan bir davranış biçimi gibi algılama riski ortaya çıkabilir.” dedi.
“Ergenlik Döneminde Risk Alma Eğiliminde Artış Görülebilmektedir”
Kocabıyık, erken yaşta maruz kalınan içeriklerin ergenlik döneminde davranış ve tutumlar üzerinde etkili olabileceğine ilişkin bulgular bulunduğunu, ancak bu etkinin bireysel, ailesel ve çevresel değişkenlere bağlı olarak farklılaşabileceğini ifade etti.
Şiddetin sosyal medyada normalleştirilmesiyle “Bana bir şey olmaz” düşüncesinin yaygınlaştığını anlatan Kocabıyık, şöyle konuştu: “Ergenlik döneminde özellikle prefrontal korteksin olgunlaşma sürecinin devam etmesi ve ödül sisteminin daha duyarlı çalışması nedeniyle risk alma eğiliminde artış görülebilmektedir. Bu durum bazı ergenlerde ‘Bana bir şey olmaz’ biçiminde iyimser yanlılık olarak adlandırılan bilişsel bir eğilimle birlikte ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda olası olumsuz sonuçları yeterince hesaba katmadan davranma eğilimi görülebilir.”
“Doğru Örnek Olmak Çok Önemli”
Kocabıyık, ailelerin çocuklarıyla her zaman iletişime açık olması gerektiğinin altını çizdi. Okul, aile ve medya işbirliğinin önemine değinen Kocabıyık sözlerini şöyle sürdürdü: “Aile boyutunda doğru örnek olmak, model olmak çok önemli. Okulların özellikle çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini destekleyecek birt akım programları da içeriklerine dahil etmeleri gerekiyor. Medya ayağına gelecek olursak, şiddet içerikli yapımların geniş erişime açık zaman dilimlerinde sunulması çocukların bu içeriklere maruz kalma olasılığını artırabilir. Özellikle kahramanlaştırılmış şiddet temsilleri, bazı çocuk ve ergenlerde gücü şiddetle özdeşleştirme eğilimini güçlendirebilir.”
Dijital Medya Okuryazarlığı
Kocabıyık, erken yaşta şiddetin normalleştirilmesine maruz kalmanın ilerleyen dönemlerde saldırgan tutum ve davranışlarla ilişkili olabileceğine dair araştırma bulguları bulunduğunu; ancak bu ilişkinin koruyucu faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterebileceğini dile getirdi.
Sanal ortamlarda sunulan içeriklerin önemine işaret eden Kocabıyık, şöyle devam etti: “Medya okuryazarlığı bu bağlamda çok önemli bir unsur. Televizyonlarda belki içerikleri denetleyebiliyoruz; ancak sosyal medyada bu içeriği denetlemek noktasında aileler bazen savunmasız kalabiliyor, sınır koyamıyorlar. Bu noktada yalnızca medya okuryazarlığı değil, dijital medya okuryazarlığı ve eleştirel içerik değerlendirme becerilerinin geliştirilmesi de önem taşıyor. Bu konuda ailelere yönelik bilinçlendirme ve ebeveyn rehberliği programlarının yaygınlaştırılması yararlı olabilir.”
