Mahremiyete Saygı

Mahremiyete Saygı

“Resûlüm! Mümin erkeklere… mü’min kadınlara söyle! Gözlerine hükmetsinler!” (Nûr suresi, 24:30-31).

Mahremiyet, duyu organlarının erişimine kapalı olan kişiye özel alanları ifade eden bir kavramdır. Bir anlamda kişinin “kişisel habitat alanı” olarak da tarif edilebilir. Bu tanıma zemin hazırlayan Hz. Peygamber’in hadisinde geçen, “insanların kendilerine özel gizli, sır niteliği taşıyan alanlarına duyu organlarınızla nüfuz etmeye çalışmayın” şeklindeki ifadeleridir (Müslim, “Birr”, 28). Bu bağlamda, bakmak (göz), dokunmak (el), dinlemek (kulak) gibi farklı yollarla kişinin gizli alanına nüfuz etmeye çalışmak mahremiyet ihlali anlamına gelir. Bir değer olarak mahremiyetin üç işlevinden bahsedilir:

– Kişiye sınırlar kazandırır; kendisine ait özel alanların açığa vurulmasını, herkesin erişimine açılmasını ve değersizleşmesini önler. Hz. Ali’nin, “sırrın senin esirindir, onu konuştuğunda sen onun esiri olursun” (Maverdî, Edebü’d-dünya ve’d-dîn, s. 387) sözü bu hakikati veciz biçimde ifade etmektedir.

– Başkalarına karşı da sınır oluşturur; bir kişinin diğerinin özel alanına izinsiz biçimde müdahale etmesini engeller. Bu bağlamda Kur’ân-ı Kerîm’in mü’min erkek ve kadınları gözlerine hâkim olmaları konusundaki uyarısı önemlidir (Nur suresi, 24:30-31).  

– Kişinin, kendi değerleri doğrultusunda kişiliğini geliştirebileceği güvenli bir yaşam alanına sahip olmasını sağlar.

AİLE | 23 Aralık 2025 Ailemiz ve Mahremiyetimiz

Günümüzde modernizm ideolojisi geleneksel mahremiyet anlayışını büyük ölçüde dönüştürmüş; onu manevi ve ahlaki bir değer olmaktan çıkarıp bireysel özgürlükler ekseninde kişinin tasarrufuna bağlı bir alan olarak yeniden tanımlamıştır. Din ve geleneğin şekillendirdiği mahremiyet anlayışı, zamanla bir “hak” olmaktan ziyade bir “sorun alanı” gibi gösterilmeye başlanmıştır. Özellikle dijital mecralar, sanat ve spor alanları üzerinden mahremiyet algısı dönüştürülmüş; çoğu zaman yalnızca fiziksel temasla sınırlı bir mesele gibi sunulmuştur. 

Günümüz dünyasında “beğenilme”, “özel olma”, “fark edilme” arzusu üzerinden şekillenen yeni kültür, “teşhirciliği”, “görmeyi” ve “görünmeyi” merkeze almaktadır. Bu durum ise en çok geleneksel beden mahremiyetini olumsuz etkilemiştir. Resim, heykel, sinema, müzik ve dijital medya mecralarındaki görüntüler bütünüyle modernizmin dayattığı şekilde “görsel tüketim” algısına göre tasarlanmaktadır. Guy Debord’ın, “görünen şey iyidir, iyi olan görünür” sözü aslında bu durumu özetlemektedir. Bunun sonucunda sosyolog Zygmunt Bauman’ın (ö.2017) tespitiyle insan artık “kendini pazarlanan bir nesneye dönüştüren varlık” hâline getirmiştir. 

Geleneksel toplumlarda mahremiyet hem maddi hem manevi anlamda bir güvenlik kalkanı işlevi görüyordu. Günümüzde ise dijital dünyada bırakılan her iz; kimi zaman bir güvenlik tehdidine, kimi zaman da manipülasyon ve yönlendirme aracına dönüşebilmektedir. 

En doğrusunu Allah bilir!