YAZARLAR
Mevcut Bilgiyle Yetinmek
Öğrendiği bilgilerle yetinmeyip onları sürekli denetleme, teste tabi tutma, onlara eleştirel bakma anlayışına sahip olmamak, kişiyi çok ciddi yanlışlara sevkedebilmektedir. Bildiğini düşündüğü konuda kişinin yeni bilme/öğrenme eylemleri gerçekleştirmeyi durdurması, genelde mevcut bilginin mutlak doğru olduğu kanaatine dayanıyor. Bu kanı, kişinin kendi bilgisini en üste yerleştirmesine, onun gururuna kapılmasına, dolayısıyla başka düşüncelere kendini kapatmasına neden oluyor. Gururlandığı bilgisini destekleyen her türlü bilgiye dikkat kesilirken, farklı olanları ise küçümsüyor. Böylece kişi, yeni öğrenmelerle kendini besleyerek anlamlandırma yetisini, karakterini geliştirme imkânını kaybediyor. Gelişmemişlik nedeniyle kişi, hakikati ıskalayıp akıl almaz kanaatleri bile kabullenerek savunabiliyor; kendine kıyabiliyor. Şu ayeti hatırlayalım: “Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, kendilerinde bulunan bilgiyle gururlandılar (ve onları alaya aldılar). Alaya almakta oldukları şey, kendilerini sarıverdi” (Mü’min suresi, 40:83).
Bu tutum, kişinin dindarlığını ciddi biçimde sakatlayabiliyor. Aylık Dergi’nin Ehl-i Sünnet özel sayısının Takdim yazısında “Ehl-i Sünnet”i araştırmaya girişme nedenlerinden bahsedilirken verilen somut örnekler, bu anlamda oldukça düşündürücü ve açıklayıcıdır. Onlardan birkaçı şöyle: 1. Sıcak bir yaz günü ziyaret etmekte olduğu şehirden birkaç kişiyle ziyaret etmeleri istenen bir zatın dükkanına gitmişler. Dükkân sahibi zat, “düzgün sakalıyla, nuranî yüzüyle ve giysisiyle sünnete ittiba eden biri” izlenimi veriyormuş. Hoş beşten sonra, “sağ ayağını ayakkabısından özenle ve iftiharla çıkararak oradakilerden birisinin gözünün içine sokarcasına ileri doğru” uzatmış ve demiş ki; “Biz ehl-i sünnetler çorap giyeriz.” O birisinin ayağında çorap yokmuş ve sandelet varmış. 2. İstanbul’da, “dergi çıkarmış, Türkiyeli Müslümanlara yol yordam göstermiş öncü’lerden bilinen insanlardan oluşma bir kadroda aktif görevlerde bulunmuş” bir Müslüman, ciddi bir edayla şunu diyor: ”Ehl-i sünnet demek, ehlileştirilmiş ve sünnet edilmiş adam demektir.” 3. Bir ilmihal kitabına göre ehl-i sünnet olabilmek için, “a. Hz. Ebu Bekir’in Peygamberden sonra ümmetin en faziletlisi olduğunu kabul etmek, b. Mest üzerine meshetmenin hak olduğuna inanmak gerekmekteydi.” Geçmişten de örnekler veriliyor. Mesela, hicrî beşinci asırda “dünyanın sabit ve sakin olduğuna inanmak ehl-i sünnet olmak için zorunluydu; … dünyanın atomik ve hareketli olduğuna inanmak ise dalalet sayılıyor.”
Örnekler sıralandıktan sonra “Bunların itikatla ne alakası var?” diye sorup sorgulanıyor.
Hadi gel de sorgulama!
