YAZARLAR
Anlam Arayışının Ürünü Olan Bilme
İnsanın temel motivasyonu/güdüsü anlam arayışıdır. Onun için bebek, sürekli çevresini pür dikkat izlemekte, anlamaya çalışmaktadır. Sürekli öğrenme merakı sayesinde insan, yeni anlamlar peşinde koşar, gerçekleri tanımaya çabalar. Gerçeklere dair yeni öğrenmeler gerçekleştirerek kendini geliştirir. Ne yazık ki, bireyin bu yetisini geliştirmek yerine biz köreltiyoruz.
Anlam arayışının gereği olarak insan merak ederek soruyor: Doğru nedir? Bu soru insanı bir tercihte bulunmaya yöneltiyor. Tercihte bulunmakta hata ve aldanma payını en aza indirmek için bireye belli işaretler ve ölçütler gerekir ve bunlar da isabetli seçilmelidir. İsabetli tercih yapmak ise, bilme, tanıma ve anlamayı gerektirir. İnsanın bilme, tanıma ve anlama arzusundan vazgeçmesi, kendini hataya, yanlışa bırakmak; dolayısıyla kendi felaketinin önünü açmak demektir. Bilmemek kadar, yanlış bilmek de insan için olumsuz sonuçlar doğurur; onu zora sokar. Bu yüzden aranan herhangi bir bilgi değil, doğru bilgidir. İnsan, doğru bilgiyle eylemlerine güvence sağlayabilir. Doğru bilginin peşinde olmak, hep yolda, öğrenme yolculuğunda olmayı gerektirir. Bu bir bakıma insanın iç disiplinle nefsini aşma yolculuğudur.
İşte bu bağlamda Hz. Peygamber’in (s) “her Müslümanın beşikten mezara kadar bilginin peşinde olmasını” talep eden sözü, son derece anlamlıdır. Beşikten mezara kadar öğrenme süreci, hep yolda olmayı gerektiriyor. Hayat boyu öğrenme, artık sağlıklı yaşamanın şartı sayılıyor. Bireyin eğitimle geçirdiği yıl sayısı, sağlıklı yaşlanmanın en önemli göstergelerinden biri olarak görülüyor. Eğitimde daha fazla zaman geçirenlerin demans riskinin daha düşük olduğu söyleniyor. Elbette bu eğitimin niteliği önemli. Bu bağlamda kendi kendimize sormamız gerekir: Neye inandığımın farkında olduğum kadar nasıl inandığımın da bilincinde miyim? Tercihlerim, benim aklımı iyi kullanarak ve delile dayanarak vardığım bir karar mı, yoksa çevremin güdümünde oluşmuş bir sonuç mu? Fikirlerimi doğru olduğu için mi savunuyorum, yoksa ait olduğum grubun veya kurumun üyesi olduğum için mi? Tercihlerimin/kararlarımın öznesi miyim, yoksa nesnesi mi? Kur’an’da öngörülen “sorgulama ve kanıt arama”, “aklı aktif kullanma”, “önyargıların ipoteği altına girmeme” esaslarına uygun davranıyor muyum? Kur’an’ın şu mesajını hiç unutmayalım: “Doğrusu, canlıların en şerlisi/kötüsü aklını iyi kullanamayan (şuuru) dilsizleşmiş ve sağırlaşmış olanlardır” (Enfâl suresi, 8:22).